Kitaplar

Mutluluğun Kazanılması Mutluluğun Kazanılması / Tahsilu's- Sa'ada

Tanımlar zaman içinde nasıl da değişiyor. Farabî'nin kitabı da bunun bir örneği. Kitabın ismine bakınca, bir kişisel gelişim kitabı gibi görünüyor ama öyle değil. Bu kitap bir felsefe kitabı; mutluluk da felsefeyle ilgilenmek oluyor. Dili biraz ağır bir kitap. Yavaşça okunması gerekiyor. İçeriği, Platon ve Aristoteles felsefesinin örneklerini barındırıyor. Kitabı Arapça aslında çeviren Ahmet Arslan'ın yazdığı 17 sayfalık bilgilendirme kısmı oldukça faydalı. Burada, ilginç bir durumdan da bahsediliyor: Vaktiyle, Farabî aslında Yeni Platoncu görüşler içeren iki kitabı (Theologia ve Liber de Cusis) Aristoteles'e ait sanarak, Platon ve Aristoteles'in aynı görüşlere sahip olduğu fikrini benimsemiş. Halbuki, Platon ve Aristoteles pek çok konuda birbirine zıt fikirlere sahip. Arslan, Farabî'yi hataya sürükleyenin, kendisinin "aklın yolu birdir" inancı olduğunu belirtiyor (s.xix).

Bir alıntı: "Bu şeyler, kanun koyucunun ruhunda bulunduğu zaman felsefe, çoğunluğun ruhunda bulunduğu zaman din olur. Çünkü kanun koyucu bu şeyleri bilirse, bunlar kesin bir içgörü sayesinde onun için sarihtir. Oysa çoğunluğun ruhunda meydana gelen şey, bir hayal ya da ikna edici kanıt sayesinde sarih olur." (s.47).

İş İşten Geçti İş İşten Geçti / Les Jeux Sont Faits

Dünyadayken birbirleriyle tanışması gereken biri kadın, diğeri erkek iki kişi tanışamadan ölürse ne olur? Sartre'nin dünyasında, bu durumda, o kişiler yeniden dünyaya gönderilir, birbirlerine güvenerek sevişmeleri için 24 saat verilir. Bunu başarabilirlerse hayatlarına kaldıkları yerden devam edeceklerdir. Başaramazlarsa dönmemek üzere öteki dünyaya alınacaklardır. Hikâyenin kahramanları Eve ve Pierre, 24 saati nasıl değerlendireceklerdir? Başarısız olabilirler mi? Bu soruların cevaplarından ziyade, Sartre'nin öteki dünya tasviri hoşuma gitti. Bu dünyada ölüler, canlılarla birlikte yaşıyorlar. Korkunç :)

Bir alıntı: "Yürüyüşlerine devam ettiler, fakat az sonra karşılarına bir kalabalık çıkınca durdular. Önde aptal, dejenere tavırlı bir adam vardı. Arkasından, ondokuzuncu asırdan Ortaçağa kadar bütün soylu ve erkek ataları yürüyordu. Hepsi de uzun boylu ve yakışıklıydı. Bu soylu ailenin diri torunu cigarasını yakmak için durdu, en küçük hareketlerine varıncaya kadar onu hayret ve dikkatle izleyen ataları da onun arkasında durdu. Pierre neşeli bir çığlık atmaktan kendini alamadı: - Bu karnaval ne böyle? Bu ihtiyatsız sözler ağzından çıkar çıkmaz, soylulardan birkaçı dönüp üzgün ve kederli gözlerle Pierre'e baktılar. İhtiyar usulca açıkladı: - Çok soylu ve çok eski bir aile... Bu adamlar son torunlarının peşinden yürüyorlar... - Peki ama, torunları hiç de yakışıklı bir adam değil. İftihar etmelerini haklı gösteren bir hali yok. Ne diye onu izliyorlar? İhtiyar boyun eğerek omuzlarını silkti. - Ona sövüp saymak için ölmesini bekliyorlar." (s.32).

Gizli Oturum Gizli Oturum / Huis Clos

"Cehennem başkalarıdır." Sartre'nin bu sözünün geçtiği oyun, ilginç sayılabilecek bir cehennem tasviri sunuyor. Cehennem ateşten oluşmasaydı neyden oluşabilirdi? İlginç bir soru bu. Bize acı verecek tek şey ateş olmamalı değil mi? Sartre'nin bu soruya cevabı, "başkaları" oluyor. Öyle ya, dünyada da benzer bir durum yok mu? Bazen başkaları hayatımızı cehenneme çevirmiyor mu? Kitabı okumak yerine, dinlemek isterseniz youtube'da oyunun radyo tiyatrosu kayıtları da var.

Bir alıntı: "Inès, bütün ipleri birbirine geçirmişler. Ufacık bir hareketiniz, yelpazelenmek için elinizi kaldırmanız, Estelle’le beni sarsmaya yetiyor. Hiçbirimiz tek başına kurtulamaz; ya birlikte kurtuluruz, ya da birlikte yitip gideriz. Seçelim." (s.33).

Yanlış Okumalar Yanlış Okumalar / Diario Minimo

"Yanlış Okumalar" benim için yanlış bir okuma oldu. Eco bu kitabında da "anlaşılması zor" mizah anlayışının başka bir örneğini vermiş. Tamam, esprileri anlayamamış olabilirim veya bana hitap etmeyebilir ama Herodotos hakkında "Pers Savaşları'ndan daha iyi bir şey bulamaz yazacak." demesini hiç hoş karşılamadım! :) Herodotos'a "muhabir" demiş. Bence, Herodotos'un espri anlayışı Eco'nun espri anlayışını ezer. Biri (Eco) espri yapmayı bilmiyor; diğeri (Herodotos), espri yaptığını bilmiyor. :) Eco'nun bu incelememe cevabı olabilecek bir alıntıyı da buraya ekleyeyim:

Bir alıntı: "'Herakleitos, kitabı Artemis Tapınağı'na emanet etti, bazıları da onun kitaba ancak onu okuyabilenlerin yaklaşabilmesi için bilerek kapalı bir dille ve kendisini kara kalabalığın nefretine uğratacak hiç de hafif olmayan bir tonda yazdığını söylüyor.' Herakleitos'un kendisi ise, 'Niye beni şuraya buraya çekiştirip duruyorsunuz kara cahiller? Sizin için yazamadım ben, beni anlayabilenler için yazdım. Bir insan benim için yüz bin insan değerindedir; güruhsa hiç,' demiştir." (s.101).

İknanın Psikolojisi İknanın Psikolojisi / Influence: Science and Practice

Vaktiyle okunmuş. Kitaplığa konulmuş. Bir arkadaşın isteğiyle ona verilmiş fakat geri gelmemiş bir kitaptı "İknanın Psikolojisi". Sevgili arkadaşım yeni bir kitap alarak bana getirmişti ama bu kitap, benim okuduğum nüsha değildi. Haliyle yıllar önce okunmuş kitap, bu kez yeni nüshadan okundu. Merak ettiğim şey, bu kitabı yıllar önce bulduğum gibi "harika" olarak nitelendirecek miydim? Maalesef öyle olmadı; ilk okumamda aldığım hazzı bulamadım. Cialdini'nin kitabı hâlâ harika bir kitap aslında. Sadece aradan geçen zamanda aynı konuda öyle başka kitaplar çıkmış ve okumuştum ki, Cialdini'nin bu kitapta anlattıkları artık "eskiye" dönüşmüş gibi geldi. Kitabın kaynakçasından da bu durum gözlemlenebilir. Kaynakların çoğunluğu 60 ve 70'li yıllarda yapılan yayınlardan oluşuyor. Elbette bu durum kitabın değerini azaltmaz.

Cialdini bu kitapta iknanın yedi silahından bahsediyor. Bunlar: 1.Karşılıkta Bulunma, 2.Bağlılık ve Tutarlılık, 3.Toplumsal Kanıt, 4.Sevgi, 5.Otorite, 6.Azlık, 7.Anlık Etki.

Her bir başlık için fazlasıyla açıklama ve deney sonucu sunulmuş. Bununla birlikte, bu kitabın bir de çizgi roman baskısı olduğunu da belirteyim.

Bir alıntı: "Bir mesaj alındığında, eğer özel bir bilginin parçası olarak algılanırsa daha etkili olur." (s.332).