Kitaplar

Fragmanlar-Kişiliği Doktrini Alımlanması (Ksenophanes) Fragmanlar-Kişiliği Doktrini Alımlanması (Ksenophanes) / Fragmanlar-Kişiliği Doktrini Alımlanması (Ksenophanes)

Kolophonlu Ksenophanes (MÖ 560-478), Sokrates öncesi Yunan felsefesinin öncülerinden ve Elea Okulu'nun kurucusudur. Bu kitapta, Ksenophanes hakkında yazılmış fragmanlar yani onun kişiliği, doktrini ve alımlanması (eserlerin okur ya da izleyicide bıraktığı etkiler) hakkında yazılanlar bulunuyor. Ksenophanes'in belki de en önemli özelliği, tanrıya bakışında yatıyor. MÖ 500'lerde bugünkü tek tanrılı dinlerin benimsediği bir bakış açısı var. Buna göre, tanrı tektir ve hiç kimse tarafından yaratılmamıştır. Vaktiyle, şehir şehir dolaşıp alaycı şiirlerini halka okurmuş Ksenophanes. Kendisi hakkında yazılanların Yunanca orijinalleri de bu kitapta bulunabilir.

Bir alıntı: "Eğer tanrı saman rengi balı yaratmasaydı, diyeceklerdi incir çok tatlı." (s.35).

Kyklops Kyklops /

Milattan önce 400'lerden mitolojik bir tiyatro oyunu. Euripides'in bugüne kadar gelen 19 eserinden biri Kyklops. Kyklops, bizim masallarımızdaki tek gözlü deve karşılık geliyor. Hikâyenin kahramanı Odysseus, Truva Atı'nın da fikir babası. Odysseus ve 12 adamı, Truva Savaşı sonunda gemileriyle evlerine dönerlerken erzakları biter ve yemek bulmak umuduyla bir adaya çıkarlar. Adada, insanların hizmet ettiği tek gözlü bir dev vardır. Hikâye bu olsa da eserin esas kıymeti, günümüze kadar gelebilmiş satyrikon drama olmasından kaynaklanıyor. Okuması bir saat bile sürmeyecek kitap, bir masal tadında.

Bir alıntı: "Kyklops: 'Hey, sen ne yapıyorsun orada? Gizlice şarabımı mı içiyorsun?' Silenos: 'Hayır, şarap tulumu beni yakışıklı bulduğu için dudaklarımdan öptü!' Kyklops: 'Ağlamak istiyorsun galiba! O seni değil, sen onu seviyorsun!'" (s.29).

Zincire Vurulmuş Prometheus Zincire Vurulmuş Prometheus /

Yazdığı 90 eserden yalnızca yedi tanesi günümüze ulaşmış Aiskhylos, MÖ 525-456 yılları arasında yaşamış bir tragedya yazarıdır. Bu eserinde, tanrılardan ateşi çalarak ölümlü insanlara veren Prometheus'un, Zeus'un emriyle bir dağa zincirlerle bağlanışı ve ziyaretçileriyle olan konuşmaları konu ediliyor. Kendisi de bir tanrı olan Prometheus yaptığından pişman değildir fakat vurulduğu zincir ve her gün karaciğerini yiyen kartal nedeniyle de acı çekmektedir. Bir tanrı olduğu için ölemeyen Prometheus, ıstırabının sonsuza kadar süreceğini bilir ama Zeus'un da tahtında sonsuza kadar kalamayacağı umudunu da taşır. Ateşi insanlara vermesiyle ölümlülerin hayatını değiştiren, onları geliştiren Prometheus olmasına rağmen kardeşi Epimetheus da tam tersine sebep olmuştur. Epimetheus'a Zeus tarafından gönderilen ve çekici bir kadın olan Pandora yüzünden insanların başı derde girmiştir. Hâlbuki Prometheus, kardeşini Zeus'tan hediye almaması konusunda uyarmıştı. Bu ve benzeri oyunları bundan 2400 yıl önce sahnelendikleri yerde izlemek vardı. Ne diyelim? Kronos sağ olsun :).

Bir alıntı: "Açıkladım insanlara alevlerin dumanlara bürülü kalmış anlamlarını. Kim yaptı bütün bunları? Ben yaptım. Ya toprağın insanlardan sakladığı hazineler? Tunç, demir, gümüş, altın ve bütün madenler, kim buldum diyebilir bunları benden önce? Hiç kimse, yalan söyler kim buldum derse. Uzun sözün kısası şunu bilmiş ol: Bütün sanatları Prometheus verdi insanlara." (s.21).

Boğucu Hiçlik-Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar Boğucu Hiçlik-Evcilleştirme, Patolojik Dikkat Dağınıklığı ve Sosyal Medya Üzerine Notlar / The Suffocating Void Domestication and Pathological Distraction

Uzun bir makale hacminde sayılabilecek kitaba ismini veren "Boğucu Hiçlik" kavramı, "modernliğin talepkâr boşluğu, yazılımcıların ikili kodladığı evcilleştirme sürecine koyun gibi bir itaat" olarak tanımlanmış. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kitap, yazılımlar, özellikle sosyal medya ve insanları ekrana bağlayan her tür yazılımla ilgili. En çok adı geçen yazılımsa Facebook. Yazarın temel savı, insanların varoluşlarına engel bir "ekran hayatları" olduğu yönünde. Yazar, bu yazılımlar yüzünden hem zaman, hem zihinsel yetenek hem de güvenlik kayıpları yaşadığımızı öne sürüyor. Haksız da sayılmaz. Bu haliyle, zaten bilmediğimiz bir şeyden de bahsetmiyor. Kitap, okuyucuya bir tür "dürtme" yapıyor. Eserin dili buyurgan bir nitelik taşısa da aktardığı konu düşünüldüğünde doğru bir seçim yapılmış sonucuna ulaşılabilir. Kitabın İngilizce metnine internet üzerinden ulaşmak da mümkün. 1976 yapımı Network (Şebeke) isimli filmin sonunda, Howard Beale isimli televizyon sunucusunun televizyon hakkında yaptığı dikkat çekici konuşma, bugün kullandığımız tüm ekranlar için geçerli gibi görünüyor.

Bir alıntı: "Kaybolduk. Bedenlerimiz yerine zihinlerimiz geziyor. İnternet de zincirlerinden boşanan zihinlerimizin arayışında bir vaha oluyor. Huzursuzluğumuz bu işte." (s.34).

Akıllı Homo Sapiens-Dün Ağaçlarda Yaşarken Bugün Nasıl Kozmosu Keşfe Çıktı? Akıllı Homo Sapiens-Dün Ağaçlarda Yaşarken Bugün Nasıl Kozmosu Keşfe Çıktı? / The Upright Thinkers: The Human Journey from Living in Trees to Understanding the Cosmos

Leonard Mlodinow'u Subliminal-Bilinçdışınız Davranışlarınızı Nasıl Yönetir? isimli kitabıyla 2012 yılında tanımıştım. Virgülüne kadar okuduğum ve hayran olduğum bir kitaptı. Mlodinow aslında bir teorik fizikçi yani bir fen bilimci. Subliminal kitabı ise daha çok, sosyal bilimlerin alanına giren bir konuda yazılmıştı. Akıllı Homo Sapiens kitabının ilk sayfalarını okurken şunu düşündüm: Bir fen bilimcinin yazdığı başka bir sosyal bilimler kitabı mı? Kitapta ilerledikçe hiç de öyle olmadığına şahit oldum. Kitabın ilk 125 sayfası sosyal bilimlerle ilgili olsa da geriye kalan 300 sayfa tam da bir fen bilimcinin aktarması gereken konuları içeriyordu. İçeriğe gelecek olursam, kitap üç kısımdan oluşuyor: I.Dik Durup Düşünenler, II.Bilimler ve III.Duyuların Ötesi. Bu kısımlarda 12 ayrı başlık var ve insanın merak ve akıl yeteneklerini kullanmasından kuantum devrimine kadar geçirdiği aşamalar eğlenceli bir dille aktarılıyor. Oldukça şaşırtıcı bilgiler de içeren eserde bana en tuhaf gelen durum, Mlodinow'un sürekli olarak babasından bahsetmesi oldu ki, bunun da sebebini son sayfaya saklamış. Elbette bunu burada paylaşmayacağım :). Kitap bir bilim tarihi geçidi niteliğinde. İnsanlık tarihine adını yazdırmış filozoflardan, fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde isim yapmış neredeyse herkesten bahsediyor. Kitapta, Türkiye'den özellikle iki yerin de adı geçiyor. Bunlar: Çatalhöyük ve Göbeklitepe. İnsan aklının nereden nereye ve nasıl geldiğini merak ediyorsanız bu kitap doğru adres olabilir.

Bir alıntı: "Bir süredir fizik camiasında öyle tuhaf bir durum vardı ki, adeta bir Dünya Kupası maçında sonucu tayin eden gol atılmış ama bunu sadece bir avuç taraftar fark etmiş gibiydi." (s.382).