Kitaplar

Ulusların Düşüşü, Güç Zenginlik ve Yoksulluğun Kökleri Ulusların Düşüşü, Güç Zenginlik ve Yoksulluğun Kökleri / Why Nations Fail, The Origins of Power, Prosperity, and Poverty

Bazı uluslar bugün neden gelişmiştir de bazıları neden geri kalmıştır? Kitabın buna verdiği cevap, ülkede, halkın tüm katmanlarını kapsayıcı kurumların inşa edilip edilmemesi oluyor. Yani bir ülkede, halkın her katmanının faydasını gözeten, kapsayıcı kurumlar varsa o ülke ya da ulus gelişebiliyor. Bunun karşısında olan durum ise ilgili ülkede, belirli kimselerin menfaatini gözeten kurumların yaygınlaşması. Kitapta 15 bölüm var. İkinci bölümde, ulusların gelişmişliği ya da geri kalmışlığını açıklayan kuramlara yer verilmiş ve bu kuramların neden işe yaramadığı açıklanmış. Bu kuramlar: coğrafya hipotezi, kültür hipotezi ve cehalet hipotezi. Her bölüm, ilgili bölüme örnek teşkil edecek bir olayla başlıyor. Bu kısımlar oldukça akıcı ama bölümlerin geri kalanında öyle ayrıntılara giriliyor ki konuyu takip etmek zorlaşıyor. Bu ayrıntılarda ilginç bilgiler de var. Mesela, Kongo'da, yöneticinin şapkası düştüğünde toplanan bir vergi varmış. Zimbabve'de çekilen ulusal piyango, ülkenin yöneticisine çıkmış. Kitapta dünyanın her bölgesinden örnekler bulmak mümkün. Kitabın ana savına da itiraz edilebilir. Zira halkı kapsayıcı kurumları kuranlar da insanlar. Bu kurumlar kendiliklerinden ortaya çıkamazlar. Dolayısıyla, kurumlardan ziyade, bu kurumları inşa eden zihniyetin varlığı veya yokluğu gelişmişliğin ana sebebi olarak da okunabilir. Bu sebeple, yazarların reddettiği hipotezlerden, kültür hipotezi ve cehalet hipotezi kabul de edilebilir. Gereksiz uzatılmış bir kitap gibi geldi. Gerçi 15 yılda yazılmış bir kitabın buna uygun bir uzunlukta olması da şaşırtıcı olmayabilir.  Şunu da hatırlamalı ki "az çoktur".

Bir alıntı: "En kötü şöhretlilerden biri meşhur, 'Hukuku ne diye umursayacakmışım? Gücüm yok mu?' sözlerinin sahibi Cornelius Vanderbilt'di." (s.309).

Şâir ve Patron: Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerinde Sosyolojik Bir İnceleme Şâir ve Patron: Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerinde Sosyolojik Bir İnceleme / Şâir ve Patron: Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerinde Sosyolojik Bir İnceleme

Selçuklu ve Osmanlı döneminde şâirlerin, sanat faaliyetlerini sürdürebilmeleri için bir hamiye veya bir koruyucuya (patron) ihtiyaç duyduklarından bahsedilen kitapta, şâirler ve onları himaye edenlere dair ilginç bilgiler var. Özellikle bir bölüm Fuzûlî'ye ayrılmış. Fatih Sultan Mehmed, II Bayezid ve Sultan Süleyman bu hamilerin başında geliyor. Sanatı destekleyebilmek için sanattan anlamak da gerektiğinin altı çizilen kitapta, belirli bir dönemde şâirlere ödenen para ve verilen hediyelerin de bir listesi var. Geniş bir çalışmanın eseri olan eserde, eleştirebileceğim tek şey, verilen bazı beyitlerin bugünkü Türkçe ile verilmemesi olabilir. Özellikle Farsça yazılmış bu beyitleri anlayabilseydim daha zevkli bir okuma olabilecekti. Altı bölümden oluşan kitap, pek çok şeyin olduğu gibi sanatın da gelişebilmesi için iktidara ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.

Bir alıntı: "Fuzûli, Osmanlı ülkesinde alışılmış deyimler ve atasözlerini bilmediği için özür diler. Feyz almak için Rûm'a (Türkiye'ye) gidemedim, ama yine de Kerbelâ gibi kutsal bir yerde oturuyorum, diye teselli bulur." (s.37).

Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı - Zorunlu Eğitimin Karanlık Dünyasında Bir Yolculuk Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı - Zorunlu Eğitimin Karanlık Dünyasında Bir Yolculuk / Weapons of Mass Instruction-A Schoolteacher's Journey Through the Dark World of Compulsory Schooling

Kitapla ilgili her şey adında yazıyor zaten: Zorunlu Eğitimin Karanlık Dünyasında Bir Yolculuk. Bu yolculuk ABD eğitim sistemini eleştirse de az ya da çok benzerlerini başka ülkelerde de görmek mümkün. Gatto, fikirlerini tutarlı bir biçimde aktarıyor. 30 yıl boyunca öğretmenlik yapıp, ödüller almış birinin bu 30 yılın sonunda şehir şehir dolaşıp zorunlu eğitimin sakıncalarından bahsetmesi tuhaf görünse de "içeriden biri" olarak kuruyor cümlelerini. Hepimiz bir şekilde bu sistemi tanıyoruz; gerçek hayatla bağımızı nispeten kopardığını, çocukluk aşamasını uzattığını da biliyoruz. Gatto'nun temel argümanı da bu: okulda öğrenilebilecek her şeyin daha fazlası okul dışında öğrenilebilir. Bununla birlikte, kitapta, insanın ihtiyacı olanın okulda öğretilenlerin dışındaki bilgiler olduğuna da yer veriliyor. Mevcut okul sisteminin yaratıcılığı öldürdüğü, insanları tek tipleştirdiği, tüketici bir kitle yarattığı da diğer eleştiriler. Gerçek kişiler ve olaylar üzerinden ilerleyen kitap, zorunlu eğitimin nasıl geliştiği, neyi amaçladığı ve ekonomik olarak ne büyük bir güç olduğuyla ilgili bilgileri de içeriyor. Gerçekten de modern zorunlu eğitim son 100-150 yılın konusu. Geçmişte, insanlar, alanında uzman kişilerin yanına gider ya da bunları evlerinde konuk ederek eğitim alırlardı. Sınav sistemlerinin özellikle test sisteminin geliştirilmesi, topluma eğitimde eşitlik sağlama, bunun yanında, üretim ve tüketime katılacak bireylerin yetiştirilmesi ve hatta uysallaştırılması açısından zorunlu eğitim, bugün bir soruna dönüşmüş olabilir. Kitabın bazı bölümleri, Gatto'nun aile ilişkileriyle ilgili olmuş. Mesela, üniversiteye gitmek isteyen torununa yazdığı bir mektup kitapta paylaşılmış. On bölümden oluşan kitap, okuldan hoşlanmayan kimselerin duygularına tercüman olabilir. Ek olarak, öğrenmesini bilen için de her yer ve herkes okuldur ama diploma gerekliyse maalesef bu çile de çekilmektedir. :)

Bir alıntı: "Okul, başkalarının çıkar ve ilgileri etrafında bina edilmiş bir yerdir. Şu ya da bu testi çözmenin ne anlamı vardır ki? Karşılık bulunması gereken gerçek önceliklere, gerçek kaygılara ve gerçek sorulara sahip herhangi bir genç insanın kabul edebileceği bir anlam var mıdır bunlarda?" (s.158).

Daha İyi Bir Dünya Arayışı Daha İyi Bir Dünya Arayışı / Auf der Suche Nach Einer Besseren Welt – Vorträge und Aufsätze aus derißig Jahren

Bilgi, haz ve eğlence dolu bir kitaptı. Popper'in çeşitli yerlerde yapılmış, yayınlanmış konuşmalarını barındıran kitap, 16 ayrı başlıkta doyumsuz bir okuma deneyimi sunuyor. Kitapta 16 başlık var ama bunlar üç bölümde toplanmış. Bu bölümler: Bilgi Hakkında, Tarih Hakkında ve En Son Seçmeler isimlerini taşıyor. Popper'in alçak gönüllülük, bilginin doğruluğu gibi konulardaki fikirleri ile bunları aktarma biçimindeki özgünlüğü dikkat çekici. Son bölümdeki başlıkların başka yerlerden "çalıntı" olduğunun belirtilmesi de esprili olmuş. Zaten Popper'in dilinde hep bir eğlencelilik hali var. Bu da okumayı kolaylaştırıyor.

Bir alıntı: "Kaldı ki, Yunan ön-sokratesçiler o büyük felsefeleriyle, zaten bugünkü akademik felsefenin neredeyse tamamına çok önceden el atmışlardı." (s.186).

Gözün Vicdanı - Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam Gözün Vicdanı - Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam / The Conscience of the Eye The Design anf Social Life of Cities

Heyecanla başladığım ama bu heyecanı devam ettiremediğim bir deneyim oldu Gözün Vicdanı'nı okumak. Sennett'in kitabı her ne kadar kentin tasarımı ve toplumsal yaşamla ilgili olsa da kentin tasarımının burada çok az yer tuttuğunu söyleyebilirim. Kent tasarımına yönelik daha fazla şey öğrenmeyi istediğimden sanırım. Gerçi, bir sosyolog olması hasebiyle Sennett'ten de toplumsal yaşama dair daha çok cümle bulmak normal olsa gerek. Kitap 10 bölüm ve 29 alt başlıktan oluşuyor. Bölümler şöyle: Barınak, Nötr Kent, 18. Yüzyılın Açık Penceresi, Görsel Bütünlüğün Beklenmedik Sonuçları, Açılma, Yaşam Dolu Sokaklar, Zaman Dolu Mekânlar, Açılmış Şeyler Yapmak ve Kendini Odaklama. Geçmiş zamanların hayatlarına yolculukta, bazı resim ve şehirleri görmek için bir taraftan da google'yi açık tutturacak bir kitap.

Bir alıntı: "Dinlenen beden, kendi sınır duygularıyla uğraşır." (s.271).