Kitaplar

Ortaçağ'da Endüstri Devrimi Ortaçağ'da Endüstri Devrimi / The Medieval Machine/The Industrial Revolution of the Middle Ages

Orijinal baskısı 1976 yılında yapılmış kitap; Avrupa'nın Enerji Kaynakları ve Geliştirilmeleri, Tarımsal Devrim, Avrupa'nın Yeraltı Zenginlikleri ve İşletilmeleri, Çevre ve Çevre Kirliliği, Mekanik Saat: Kilit Makine, Düşünce, Matematik ve Deneysel Bilimler gibi isimler taşıyan dokuz bölümden oluşmakta. Kitaba başlarda ısınamasam da sayfalar ilerledikçe daha çok zevk aldım. Ortaçağ'ın Rönesans'a zemin hazırlayan ortamı, endüstri açısından ele alınıyor. Özellikle, 11 ve 12. yüzyılda yaşanmış pek çok olayı kitapta görmek mümkün. Resim ve çizimlerle desteklenen kitaptaki bu görseller daha iyi kalitede basılsa anlaşılması daha kolay olabilirdi. Yazarının bir Fransız olmasından dolayı, son bölümde, ABD ve Fransa karşılaştırması yapılmış. İlginç tespitler var burada. Kitabın önsözünde, çok büyük bir gelecek tahmini hatası yapılmış. Önsözün son cümlesi şöyle: "Çağımız uygarlığının ilerki dönemlerinde, yeni endüstri devrimleri olmayacaktır artık." Biliyoruz ki, 1800'lerin endüstri devriminin etkisi kadar olmasa da yeni devrimler oluyor ve olmaya da devam edecek. Neyse ki kitap, gelecek değil, geçmiş hakkında.

Bir alıntı: "Gerçekte, Ortaçağ insanı sanıldığı kadar dindar değildi. Kaldı ki sonraki dönem humanistleri genel olarak Hıristiyanlığa derinden ve içtenlikle bağlıydılar." (s.229).

Akla Zarar Filmler Akla Zarar Filmler / Akla Zarar Filmler

Film eleştirmeni Tunca Arslan, bu kitapta, 1981-2008 yılları arasında gösterime girmiş 35 "kötü" Türk filmini konu ediyor. Filmleri, daha çok, senaryo, karakter ve mantık hataları üzerinden değerlendiren yazar, filmlerin gösterime girdiği sırada çıkan, başka eleştirmenlerin eleştirilerine de kitapta yer vermiş. Kitabın iğneleyici, esprili bir dili var. Kötü de olsa bazı filmler merak uyandırıyor, izleme isteği uyandırıyor. Vaktiyle izlediğim ve beğendiğim bazı filmleri bir de bu kitapta yer alan görüşler eşliğinde izlemek ilginç olabilirdi ama ilgili filmlere erişmek pek mümkün olmayacak sanıyorum. İyi film-kötü film tanımı kişiye göre değişebilir. Sanat olarak sinemaya çok farklı bakış açıları var. Örneğin, kimisi senaryoyu, kimisi görüntüleri, kimisi karakterleri, kimisi filmin verdiği mesajı önemsiyor. Bugün "çöp" olarak tanımlanan pek çok film de var. İlginçtir ki, "çöp" olarak nitelenen filmlerin bazıları gişe rekorları kırabiliyor. Sinemanın ilkelerine uygun filmler ise birkaç bin izleyiciye ancak ulaşabiliyor. Belki de burada önemli olan filmin hangi amaçla izlendiğidir. "Kötü" de olsa insan bazen sadece vakit geçirmek için bir filmi izleyebilir (bazıları bu tip filmleri sinema işi olarak görmezler). Üzerine uzun uzun okumaların yapıldığı filmler de -filmdeki metaforlar anlaşılabilir ya da açıklanabilirse- oldukça öğreticidir. Beğendiğim bir söz var: "İnsan bilgiyle görür." Bilirsek görmemiz kolaylaşıyor. Bu sebeple, bir filmin iyi ya da kötü oluşu da izleyenin bilgisine bağlı. Sinemaya ilgi duyanlar bu kitabı sıkılmadan okuyacaklardır.

Bir alıntı: "Bilenler bilir, Hollywood'da Allen Smithee adında çok ünlü bir yönetmen vardır. Smithee onlarca filme imza atmış ama bugüne kadar bir tek fotoğrafı çekilmemiş, kendisiyle bir kez bile röportaj yapılamamıştır. Çünkü gerçekte böyle biri yoktur! 'Allen Smithee', çektiği filmi beğenmeyen, karizmayı çizdirmek istemeyen yönetmenlerin kullandığı ortak bir addır." (s.180).

Hukuku Sinemada Görmek Hukuku Sinemada Görmek / Hukuku Sinemada Görmek

Kitap, 11 farklı yazarın, 11 farklı filmi hukuk kavramları açısından incelemesinden oluşuyor. Aslında sadece hukuk demek haksızlık olur. Bazı filmler için alt metin okumaları da yapılmış. Bir yerde, film okuması denebilir buna. Filmlerden bazılarını izlememe rağmen kitap, bunları yeniden izleme isteği uyandırdı. Sinema okumalarıyla ilgilenmek istiyorsanız bilginizi bir üst aşamaya çıkarabilecek bilgiler var. Epeydir bekletmeme rağmen birkaç saat içinde okuduğum bir kitap oldu. Beğendim.

Bir alıntı: "'İkinci tecavüz' kavramı mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alması ve kadının yaşadığı acıların duyarsızca tekrar tekrar anlattırılıp yaşatılması demektir." (s.58).

Sevme Sanatı Sevme Sanatı / The Art of Loving

Kapak tasarımından mıdır bilmiyorum, bu kitabı okumayı şimdiye kadar hiç istememiştim. Bir de adında "sanatı", "gizemi", "sırrı" gibi ifadeler olan kitaplara mesafeliyim. Gerçi, Erich Fromm bu gruba dahil edilemezdi ama şimdiye kadar okumamıştım işte. Okuduğum "Freud Bu işe Ne Derdi?" isimli kitapta, Sevme Sanatı'na fazlaca atıf görünce okumaya karar verdim. İyi de oldu bu. Fromm'un sevgi kavramıyla karıştırılan duygulardan bahsetmesi, düşüncelerimi onaylar nitelikteydi. Ben de sevgi ile kıskançlığı, alışkanlığı, sahip olmayı(!) karıştırdığımızı düşünüyorum. Fromm kitabında şöyle diyor: "Sevgi zorunluluk altında değil, yalnızca özgürlük içinde gerçekleşebilecek bir eylemdir; insanca güçlerin ortaya dökülmesidir. Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi vermektir, almak değildir." Bu küçük kitap yukarıdaki fikirler eşliğinde dört bölümden oluşuyor. Fromm önce, "Sevmek bir sanat mıdır? sorusuna cevap veriyor. Sonra da "Sevgi Kuramı"ndan bahsediyor. "Sevgi ve Çağdaş Batı Toplumunda Sevginin Soysuzlaşması" ile "Sevginin Uygulanması" da kitaptaki diğer bölümler. Fromm sevgi nesnelerini; kardeş, anne, cinsel, tanrı sevgisi ve kendini sevme olarak ayırıyor. Birkaç saat içinde okunabilecek ama üzerine uzun süre düşünülebilecek bir kitap.

Bir alıntı: "İnsanın kattığı anlam dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur; insan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır." (s.71).

Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi Yedi Ucuz Şey Üzerinden Dünya Tarihi / A History of the World in Seven Cheap Things A Guide to Capitalism, Nature and the Future of the Planet

Yedi ucuz şey, zaman içinde değeri azalan ve belki de bazıların hiç değerli olmadığı; doğa, para, emek, bakım, gıda, enerji ve yaşamdan bahsediyor. 38 sayfalık, diğer kitaplara göre fazla sayılabilecek bir girişe sahip olan kitap dünya tarihine ışık tutuyor. Çevirisi iyi olan kitabın zaman zaman sıkıcı olduğunu itiraf etmeliyim. Bunda yıllar önce okuduğum ve dünya tarihi adına pek çok bilgi edindiğim, Henry Hobhouse'un dünya tarihini değiştiren yedi bitkiden bahsettiği "Değişim Tohumları" isimli kitabın tadını bulamamam olabilir.  Dünya tarihini çeşitli açılardan ele alan kitaplar arasında, henüz okumadığım, "Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık" ve "Altı Bardakta Dünya Tarihi" isimli kitaplar da var. Yedi Ucuz Şey iyi bir kitap, özellikle, doğa, para, emek ve gıda bölümleri ilgimi çekti. Kitabın kaynakçası da girişi gibi uzun; tam 73 sayfa ki kitap zaten 286 sayfa.  Dünya tarihine bir de "ucuzluk" açısından bakmak isterseniz faydalı bir okuma olabilir.

Bir alıntı: "Çalışmak asla eğlence anlamına gelmedi. Çalışmak kelimesinin karşılığı olan, Fransızca travail ve İspanyolca trabajo sözcüklerinin etimolojisine bakın: Latince kökleri, 'işkence etmek, ıstırap veya acı çektirmek' anlamına gelen trepaliare'dir." (s.101).