Kitaplar

Yaratıcı Düşünce Yaratıcı Düşünce / Creative Thinkering

Yaratıcı düşünce, var olan şeylerden var olmayan bir şeyi ortaya koymak olarak tanımlanabilir. Kitap da bunun nasıl olabileceğini oldukça çok örnek ve "düşünce deneyi" adını verdiği sorularla yapıyor. Düşünce deneyi kısmında sorulan neredeyse "mantıksız" görünen sorulara "mantıklı" cevaplar da veriyor. Bugün hayatımızda olan bazı buluşların nasıl yapıldığını da bu kitabın sayfalarında bulabilirsiniz. Bunlar arasında; matbaa, yazar kasa, çim biçme makinesi, daktilo gibi ürünler var. Aynı sayfalarda bazı dikkat oyunları da bulunuyor. Kitabın Yaratıcı Düşünür başlığını taşıyan ikinci bölümü daha ilginç geldi. Olumsuz bir yan olarak çevirisinden bahsedebilirim. Özellikle, noktalama işaretlerinin kullanılmaması, bazı kısımların anlaşılmasını zorlaştırmış. Bazı cümleleri anlayabilmek için birkaç kez okumam gerekti. Bununla birlikte, beğendiğim bir kitap oldu.

Bir alıntı: "(...) acıya bakış açınızı değiştirerek onu azaltmanız bile mümkündür." (s.131).

Viral Pazarlama-Paylaşım Bilimi Viral Pazarlama-Paylaşım Bilimi / Viral Marketing: The Science of Sharing

Özellikle sosyal medya kullanılarak, kısa zamanda çok kimsenin izleyip paylaştığı içeriklerin bu hızlı yayılımına viral deniliyor. Kavram, tıp literatüründe yer alan virüsle ilgili anlamına gelen "viral" kelimesinden alınmış. Bazı virüslerin hızlı ve kolay bulaşma özellikleri nedeniyle bu kavram uygun bulunmuş. Bu kavramın pazarlamada kullanımı ise markaların yayılmasını istedikleri bir içeriğin (genellikle reklam) sosyal medyada paylaşılmasıyla (İngilizce: seed) kısa zamanda kalabalık bir kitleye ulaşılması şeklinde oluyor. Kullanıcılar bu videoları reklam gibi görmedikleri için kolayca paylaşabiliyorlar. Kullanıcılar tarafından bu amaçla oluşturulan içerikler de var elbette. Kitap, bu paylaşımların hangi özellikleri taşıması halinde daha büyük kitlelere ulaşabileceğini tartışıyor. Hem markalar hem de kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin karşılaştırmaları yer alıyor. Buna viral yayılımın bilimsel açıdan değerlendirilmesi de denebilir. Dokuz bölüm ve bir Ek'ten oluşan kitabın içeriğini doyurucu buldum. Tespitlerinden birkaçı şöyle: Bir içeriğin nasıl bulaşıcı hale geldiği tam olarak bilinmiyor. İlgili içerikleri izleyenler, pozitif-negatif duygusal tepkiler verme yanında, yüksek-düşük uyarılma yaşayabiliyorlar. Çok paylaşılan viral içerikler, neşe (yüksek uyarılma) içeren pozitif duygu barındıran içeriklerdir. Yazar ve ekibi araştırmalarının sonucunda 16 durum belirlemişler. Bunlardan sekizi pozitif (neşe, ilham, şaşırma, coşku, eğlence, sakinlik, sürpriz ve mutluluk), sekizi de negatif (iğrenme, üzüntü, şok, öfke, rahatsızlık, can sıkıntısı, huzursuzluk ve hüsran). Kitapta, yazar ve ekibince yapılmış birkaç araştırmanın sonuçları var. Eseri okuyacak zamanınız yoksa en azından kitabın sonunda yer alan, "Araştırmalardan Öğrendiklerimizin Özeti" başlığını taşıyan sayfaları okuyabilirsiniz. Bu kısım, kitabı beş sayfalık bir "hap" haline getirmiş. Faydalı bir okuma oldu.

Bir alıntı: "Başarıyı, bir videonun elde edebileceği toplam izlenme sayısına göre tanımlamak yerine videonun paylaşım ve izlenme arasındaki beklenen ilişkiden ne ölçüde saptığına bakarak tanımlıyoruz artık." (s.85).

Marcus Antonius Marcus Antonius /

Bu küçük kitapta; Marcus Antonius'un hatipliğinden kral oluşuna, Kleopatra'yla olan ilişkisinden savaşlarına, ihanetlerinden ona yapılan hainliklere nihayetinde ölümüne kadar yaşanan belli başlı olaylar yer alıyor. Okuması zevk veren satırlar var. Bazı olaylar ders niteliğinde. Çeviride bazı kısımları anlamak sorun olsa da ciddiye alınacak düzeyde de değil. Bir erkeğin bir kadının peşinden giderken hayatını, ulusunu ve sonunda canını heba edişinin hikâyesi. Bu kitapta, ondan kalan özlü sözlerle tanıdığımız Marcus Antonius'un bazen akıl almaz insani özelliklerini ve milattan öncesi Roma İmparatorluğu'nun nasıl yönetildiğini ve taht kavgalarını okuyacaksınız. 

Bir alıntı: "Antonius askerlerine çok iyi bir biçimde yol gösterdi. Lüks yaşama alışkın olan Antonius pis sulardan içti, sadece yabani meyveler ve bitki kökleriyle beslendi. Kendisinin ve erlerinin ağaç kabuklarını hatta Alpleri geçerken daha önceden hiç kimsenin tatmadığı bazı hayvanların etlerini yemiş oldukları da anlatılır." (s.24).

Kör Baykuş Kör Baykuş / Bûf-i Kûr

Neden baykuş ve neden kör? Hikâyedeki baykuş benzetmesini, hikâyenin sonunda görüyoruz ama bu da Türkçe çevirisinde kör değil. Eserin isminin eser içinde geçtiği film ya da kitapları seviyorum. Bana eserin adına bir saygı duruşu gibi geliyor. Gelelim hikâyeye. Kat kat bir hikâye var bu romanda. Zaman yok, mekan yok. Karakterimiz birden fazla kişiliğe bürünerek kendine ve yaşadıklarına bakıyor. Odasında, pencerenin arkasında polisleri izlerken bir anda onların yanında bitiyor. Aynı cümleleri farklı karakterlerin ağzından hatta karakterimizin ağzından duyuyoruz.  Çok sevdiği ama bir o kadar da nefret ettiği eşini takıntısı haline getirdiğine şahit oluyoruz. Aşk ve nefretin birbirine çok yakın duygular olduğunu itiraf ediyor yazar. Bazen "acaba bir rüya mı okuyorum" ya da "bunlar hayal olmalı" veya "karakterin afyon merakı ona olmayan olayları gerçekmiş gibi gösteriyor" diyorsunuz. Babasını bile tam bilemeyen, süt kardeşiyle evlenen ama onunla hiç birlikte olamamış bir adamın hayatının da böylesi tuhaflıklar içermesi garip olmasa gerek. Filmi çekilse izlenir bir hikâye var karşımızda. Kitap yayınladığı sırada İran'da yasaklanmış. Hani yasak olan çekici gelir ya. Bu roman da her yönden çekici.

Bir alıntı: "Şimdi şimdi anlıyorum: O, bu herifleri yüzsüz, ahmak ve kokuşmuş oldukları için seviyordu. Onun aşkı pislik ve ölümle aynı şeydi aslında." (s.45).

Keş On Dı Teybıl Keş On Dı Teybıl / Keş On Dı Teybıl

Zafer Algöz'ün ilk kitabını kitapçıda görür görmez almış, sonrasında bir kafede birkaç saat içinde bitirmiştim. Bu, ikinci kitabında da benzer bir deneyimim oldu. Zafer Algöz'ün kitaplarının sorunu çabuk bitmesi. Tadı damağınızda kalabilir. Yine başından geçen ve başkasından duyduğu olayları anlatıyor Zafer Abi. Sıkmıyor. Yormuyor. Arada bilgiler de veriyor. Anlattıklarını adeta yaşıyorsunuz. Komik anılar olduğu gibi hüzünlü anılar da var. Diğer kitaptan farklı olarak bu kitapta, anıları daha ayrıntılı tutmuş. Bir kişiyle ilgili tek anı yerine, birkaç tanesini arka arkaya anlatmış. En beğendiğim anı, okulu kazanışıyla ilgili olanıydı. Kitapta yer yer küfürler var ama rahatsız etmedi. Önsözde bu durumla ilgili bir açıklama da var. Küfrün yakıştığı yerde yeri doldurulamaz bir ağırlığı olabiliyor. Bu kitabın da devamı gelecek gibi görünüyor. Bekliyoruz üstad.

Bir alıntı: "Sinema konservedir, aynı standartta binlerce çoğaltabilirsin. Tiyatro ise taze yemektir. Sadece o gece yapılır, o gece gelen misafirlere ikram edilir." (s.12).