Kitaplar

Bozuk Para 1 Lira Yıllar Sonra Geri Dönen Sevgili Bozuk Para 1 Lira Yıllar Sonra Geri Dönen Sevgili / Bozuk Para 1 Lira Yıllar Sonra Geri Dönen Sevgili

Eğlenceli, nostaljik, bol resimli bir tarih kitabı istiyorsanız bu kitap sizi tatmin edebilir. Türk Lirasından altı sıfırın atılmasıyla Türkiye, 2005 yılında, ideal bozuk paralarına yeniden kavuştu. Böylelikle, metal 1 liranın yerine kullanılan kağıt 1 milyon lira yeniden metale dönüşmüştü. İşte, bir zamanların muhteşem 1 lirasıyla birlikte, Türk Lirasının Cumhuriyet tarihindeki yolculuğunu izliyoruz bu kitapta. İzliyoruz diyorum çünkü bu yolculuk, resimler, reklam afişleri ve gazete haberleriyle birlikte sürüyor. Çok şaşırtıcı bilgiler de var kitapta. Mesela, İngiltere'den Türkiye'ye yeni basılmış Türk Lirası taşıyan geminin, Almanlarca batırılması gibi. Yazarın aynı isimle kitaptan önce çektiği bir de belgesel varmış ama onu henüz bulamadım. Gerçi, kitabın da yeni baskısı yok. Bildiğim kadarıyla, 2005 yılında tek baskı yapmış. Kitaba ulaşmak için sahafları gezmeniz ya da nadirkitap'ı ziyaret etmeniz gerekebilir. Kitabı beğendim.

Bir alıntı: "İşin erbabı arasında, kâğıt paralara verilen isim 'banknot'tur. Yabancı dilden gelen bu kelime 'bankanın yazdığı not, ödeme vaadi' anlamına gelir. Teknik bir terim olarak 'para' sözü, sadece bozuklukları ifade etmektedir. Yani uzmanlar ve meraklılar arasında 'para' dendi mi metal bozukluklar, banknot dendi mi de kâğıtlar anlaşılmaktadır." (s.11, 12).

Süt Almaya Çıktım Ama Eve Bir Bisikletle Döndüm Süt Almaya Çıktım Ama Eve Bir Bisikletle Döndüm / Warum Ich Losging, Um Milch Zu Kaufen, und Mit Einem Fahrrad Nach Hause Kam

İlginç sayılabilecek bir ismi olan kitabın orijinalinin İngilizce yazılması beklenebilir ama bu kitabın orijinali Almanca. Kitap, karar verme bilimi üzerine yazılmış, adı gibi ilginç başlıklar taşıyor: "Bana yardım edin! Bir türlü karar veremiyorum!", "Şimdi değil, birazdan", "Şimdi değilse ne zaman?", "Ama bunu ben istemedim ki!" ve "Üzgünüm, başka türlü davranamazdım!" gibi isimlere sahip 18 bölümden oluşuyor. Zaman zaman yanlış çeviri ve anlatımlar barındıran kitabı, karar verme ile ilgili bir okuma için "başlangıç" seviyesinde bir kitap olarak değerlendiriyorum. Bu alanda okuma yapmak isterseniz, Jonah Lehrer'in "Karar Ânı" kitabına da bakabilirsiniz.

Bir alıntı: "Uzmanlık bilgisinin aksine, güven duygusunun basamakları yoktur. Biri ya güvenilirdir ya da değildir." (s.81).

Sözcükte Tümce Yanlışı Sözcükte Tümce Yanlışı / Sözcükte Tümce Yanlışı

Hatasız bir kitap yazmak neredeyse imkânsız. İlla gözden kaçan bir şeyler oluyor. Ortaya en az hatalı kitaplar çıkarmak da yazar, yayınevi ve editörün katkısıyla mümkün olabiliyor. Özensiz yayınevlerinin kimi zaman maddi kaygılar, kimi zaman da iş bilmemeleri sebebiyle, okuyucuya zulme dönüşen kitaplar bastıkları bir gerçek. Bu tip kitaplar için kullandığım bir söz var: "Kitabı basmak için kesilen ağaçlara yazık olmuş." İşte, Üstün Yıldırım'ın hedefinde bu tip, özensiz basılmış kitaplar var: Anlatım, imla ve mantık hataları... Kitabı okurken, kendime "Yazar acaba biraz fazla mı ileri gitmiş?" diye sorduğum yerler oldu ama bu soru gereksiz bir soruydu çünkü yazar iddia ettiklerinde haklıydı. 24 farklı kitaptan bahsediliyor bu eserde. Kitabın ilk başlığının adı "Kitabı Önemsemek" ki, kitap önemsenmelidir. Son başlığın adı "Okuru Önemsemek" ki, okur da önemsenmelidir. Eserin dilini çok beğendim. Yazarın esprileri de oldukça edebi. Bunlarla birlikte, kitapları eleştiren bir kitabın eleştirilmesi gerekirse şunlar söylenebilir: Kitapta kullanılan kitap kapağı görsellerinin çözünürlükleri çok kötü. Üstelik bazılarının üzerinde, alındıkları yerlerin logoları var ve bunlar standart değil. Kitabın sayfa sayısını arttırmak için bazı paragraflar kesilmiş ki, bunlar hoş olmamış. Kitapta, imla ve anlatım hataları da var. Başta yazdığım gibi, "hatasız bir kitap yazmak neredeyse imkânsız. Mümkün olan en az hatayla kitap yazmak ise yazar ve yayınevinin sorumluluğu. Bu yüzden kitap alırken sadece yazara değil, yayınevine de bakmak gerekiyor. Sözcükte Tümce Yanlışı'nı beğendim. Dilerim, yazarın daha fazla kitaba değindiği başka bir kitabı da okuyucuyla buluşur.

Bir alıntı: "Eğer 'önünde sonunda' sözünün kimi ağızlarda 'eninde sonunda' ya dönüşmesi gibi bir şey değilse, tam deliler evine uygun bir anlatım olmuş." (s.68).

Ortaçağ'da Endüstri Devrimi Ortaçağ'da Endüstri Devrimi / The Medieval Machine/The Industrial Revolution of the Middle Ages

Orijinal baskısı 1976 yılında yapılmış kitap; Avrupa'nın Enerji Kaynakları ve Geliştirilmeleri, Tarımsal Devrim, Avrupa'nın Yeraltı Zenginlikleri ve İşletilmeleri, Çevre ve Çevre Kirliliği, Mekanik Saat: Kilit Makine, Düşünce, Matematik ve Deneysel Bilimler gibi isimler taşıyan dokuz bölümden oluşmakta. Kitaba başlarda ısınamasam da sayfalar ilerledikçe daha çok zevk aldım. Ortaçağ'ın Rönesans'a zemin hazırlayan ortamı, endüstri açısından ele alınıyor. Özellikle, 11 ve 12. yüzyılda yaşanmış pek çok olayı kitapta görmek mümkün. Resim ve çizimlerle desteklenen kitaptaki bu görseller daha iyi kalitede basılsa anlaşılması daha kolay olabilirdi. Yazarının bir Fransız olmasından dolayı, son bölümde, ABD ve Fransa karşılaştırması yapılmış. İlginç tespitler var burada. Kitabın önsözünde, çok büyük bir gelecek tahmini hatası yapılmış. Önsözün son cümlesi şöyle: "Çağımız uygarlığının ilerki dönemlerinde, yeni endüstri devrimleri olmayacaktır artık." Biliyoruz ki, 1800'lerin endüstri devriminin etkisi kadar olmasa da yeni devrimler oluyor ve olmaya da devam edecek. Neyse ki kitap, gelecek değil, geçmiş hakkında.

Bir alıntı: "Gerçekte, Ortaçağ insanı sanıldığı kadar dindar değildi. Kaldı ki sonraki dönem humanistleri genel olarak Hıristiyanlığa derinden ve içtenlikle bağlıydılar." (s.229).

Akla Zarar Filmler Akla Zarar Filmler / Akla Zarar Filmler

Film eleştirmeni Tunca Arslan, bu kitapta, 1981-2008 yılları arasında gösterime girmiş 35 "kötü" Türk filmini konu ediyor. Filmleri, daha çok, senaryo, karakter ve mantık hataları üzerinden değerlendiren yazar, filmlerin gösterime girdiği sırada çıkan, başka eleştirmenlerin eleştirilerine de kitapta yer vermiş. Kitabın iğneleyici, esprili bir dili var. Kötü de olsa bazı filmler merak uyandırıyor, izleme isteği uyandırıyor. Vaktiyle izlediğim ve beğendiğim bazı filmleri bir de bu kitapta yer alan görüşler eşliğinde izlemek ilginç olabilirdi ama ilgili filmlere erişmek pek mümkün olmayacak sanıyorum. İyi film-kötü film tanımı kişiye göre değişebilir. Sanat olarak sinemaya çok farklı bakış açıları var. Örneğin, kimisi senaryoyu, kimisi görüntüleri, kimisi karakterleri, kimisi filmin verdiği mesajı önemsiyor. Bugün "çöp" olarak tanımlanan pek çok film de var. İlginçtir ki, "çöp" olarak nitelenen filmlerin bazıları gişe rekorları kırabiliyor. Sinemanın ilkelerine uygun filmler ise birkaç bin izleyiciye ancak ulaşabiliyor. Belki de burada önemli olan filmin hangi amaçla izlendiğidir. "Kötü" de olsa insan bazen sadece vakit geçirmek için bir filmi izleyebilir (bazıları bu tip filmleri sinema işi olarak görmezler). Üzerine uzun uzun okumaların yapıldığı filmler de -filmdeki metaforlar anlaşılabilir ya da açıklanabilirse- oldukça öğreticidir. Beğendiğim bir söz var: "İnsan bilgiyle görür." Bilirsek görmemiz kolaylaşıyor. Bu sebeple, bir filmin iyi ya da kötü oluşu da izleyenin bilgisine bağlı. Sinemaya ilgi duyanlar bu kitabı sıkılmadan okuyacaklardır.

Bir alıntı: "Bilenler bilir, Hollywood'da Allen Smithee adında çok ünlü bir yönetmen vardır. Smithee onlarca filme imza atmış ama bugüne kadar bir tek fotoğrafı çekilmemiş, kendisiyle bir kez bile röportaj yapılamamıştır. Çünkü gerçekte böyle biri yoktur! 'Allen Smithee', çektiği filmi beğenmeyen, karizmayı çizdirmek istemeyen yönetmenlerin kullandığı ortak bir addır." (s.180).