Kitaplar

Proust ve Mürekkepbalığı-Okuyan Beynin Bilimi ve Hikâyesi Proust ve Mürekkepbalığı-Okuyan Beynin Bilimi ve Hikâyesi / Proust and The Squid: The Story and Science of the Reading Brain

"Okuyan Beynin Bilimi ve Hikâyesi" bir kitap ismi olarak kendi adıma oldukça çekici gelen bir isimdi. Kitabın Birinci Kısım adını taşıyan sayfalarında da bu konu incelenmiş. Diğer kısımlarda ise daha çok disleksiden bahsediliyor yani öğrenme ya da okuma bozukluğundan. Bu kısımlar bilgilendirici olsa da konuya ilgi duyanları daha çok heyecanlandırabilir. Benim pek ilgimi çekmedi ve okuma süremi uzattı. Kitapta yazı dillerinin nasıl ortaya çıktığı ve medeniyetlerin bunları kendilerinden sonra gelenlere nasıl aktardıkları da anlatılıyor. Bu kısımlar ilginç bilgilerle dolu. Mesela, okumayı öğrenmenin beynin yapısında ortaya koyduğu değişiklikler. Mesela, Sokrates'in herkesin okumayı öğrenmemesi gerektiğini neden düşündüğü. Kitap benim beklentilerimi karşılamadı. Belki de adının büyüklüğü nedeniyle beklentilerimin büyük olmasındandır. Disleksi ile ilgili olarak bir de film önerisi paylaşmak istiyorum. Taare Zameen Par - Her Çocuk Özeldir (2007).

Bir alıntı: "Okumayı öğrendiğinde yeniden doğacaksın [...] ve bir daha asla o kadar yalnız olmayacaksın." Rumer Godden (s.102).

Farklı Yorumlarıyla Akademik Özgürlük Farklı Yorumlarıyla Akademik Özgürlük / Versions of Academic Freedom

Edebiyat eleştirmeni ve akademisyen Stanley Fish'in şahsi görüşlerini de ifade ederek yazdığı kitap, akademik özgürlüğü beş farklı ekol üzerinden değerlendiriyor. Bu ekoller; kendisinin de dahil olduğu "Sadece Bir Meslek Ekolü", "Kamu Yararı Ekolü", "Akademik Seçkincilik ya da Sıradışı İnsanlar Ekolü", "Eleştiri Olarak Akademik Özgürlük Ekolü" ve "Devrim Olarak Akademik Özgürlük Ekolü"dür. Fish, neredeyse diğer hiçbir mesleğe tanınmayan bazı özgürlüklerin üniversite hocalarına da neden tanınmaması gerektiğini tartışıyor. Bu tartışma elbette yanlı bir tartışma çünkü Fish, akademisyenliğin de sıradan bir meslek olduğu görüşünü benimsiyor.  Fish, kitabın ilk sayfalarından itibaren Santa Barbara Kaliforniya Üniversitesi sosyoloji profesörü William Robinson'un 2009 yılında derste dinlettiği, Martin Luther King'in Vietnam Savaşı karşıtlığıyla ilgili bir konuşmadan sonra öğrencilerine gönderdiği e-posta'nın içeriğine (İsrail'in Gazze'ye yönelik eylemleri) takmış durumda. Robinson'un böyle bir e-posta göndermeye hakkı olup olmadığını (hakkı olmadığı sonucuna varıyor) tartışıyor. Kitabın çevirisinden olsa gerek, anlaşılabilir bir kitap olarak değerlendirmiyorum. Okumayı zorlaştıran bir çeviri olmuş.  Örneğin, "Savunma, ya savunulan uygulamanın iyi bir sonucuna ya da o uygulamayı yapanların özel yeteneğine işaret etmek biçimini alabilir." (s.43). Yer yer dizgi hataları da var ("italik vurgu özgün metne aittir" yazıyor ama italik vurgulu bir kelime bulamıyoruz).

Bir alıntı: "Bir metin sınıfa öğretmen onun materyali aydınlatacağına inandığı için sunulmalıdır, yazarın algılanan siyasi yakınlığı nedeniyle değil." (s29).

İknaya Açılan Kapı İknaya Açılan Kapı / Pre-Suasion

Cialdini'nin Türkçe'ye çevrilen ikinci kitabı. İlk kitabı İknanın Psikolojisi, ikna konusunda yazılan ilk kitaplardan biriydi ve konuyla ilgilenen herkesin çok şey bulabileceği bir kitaptı. Bu kitap için de benzer şeyler söylenebilir. İknaya Açılan Kapı toplumsal ve bireysel davranışlarla ilgili deneylerle zenginleştirilmiş bir kitap. Yazar, İknanın Psikolojisi'nde iknayı sağlayacak unsurları altı başlık altında açıklıyordu. Bu kitapta bunlara yeni bir tanesini eklemiş: "ayrıcalıklı anlar". Cialdini, insanları ikna edebilmek için bu ayrıcalıklı anın öneminden ve bu anın nasıl oluşturulabileceğinden bahsediyor. Kitaptaki her resim, çizim ve tablo için nereden izin alındığı belirtilmiş. Bunda bir gariplik yok ama yazarın daha önceki çalışmalarında bulunan materyalleri bu kitapta gösterirken "R. Cialdini'nin izniyle" demesi hayli ilginç olmuş. Hatta bence komik de. Kitabın 60 sayfalık bir kaynakçası da olduğunu da belirteyim.

Bir alıntı: "Yarım kalan televizyon reklamlarının daha çok akılda kaldığına dair veriler, Heimbach ve Jacoby (1972) tarafından kaleme alınan ve günümüzde neredeyse unutulmuş olan bir makalede yer alıyor. İnsan ister istemez, keşke yazarlar da makalelerinde dile getirdikleri yöntemi uygulasaydı da makalenin sonuç bölümünü yarım bıraksalardı, diyor" (s.303).