Kitaplar

İnsanın Merak Yolculuğu İnsanın Merak Yolculuğu / İnsanın Merak Yolculuğu

1 Soru 1 Cevap isimli sosyal medya hesabı sahiplerince yazılmış ve 46 soru ile bunlara verilmiş kimisi kısa kimisi uzun cevaplardan oluşan genel kültür ve merak kitabı. Sosyal medyada epey popüler olması sebebiyle, satın almayı bir süre ertelediğim ve kitapçıda başka kitaplara bakarken "sanırım şimdi alabilirim" diyerek aldığım bir kitap oldu. İçeriğinden şikayetim yok ama "Neden 46 soru?" diye de merak ettim. Acaba bu sorunun cevabı, kitabın 141. sayfasındaki, "Zayıf yönlerinden mükemmellikler elde eden efsane sporcu kimdir?" sorusunun cevabı olan Michael Jordan'ın ağabeyi Larry'nin forma numarası olabilir mi? Hikâyeye göre Michael'in tek hedefi, ağabeyi Larry'nin yarısı kadar iyi basketbol oynayabilmekmiş. Bu sebeple, ağabeyinin giydiği 45 numaralı formadan hareketle, kendisi için forma numarası olarak 23'ü seçmiş. Anlamlı bir hareket.

Kitapta, sorunun hemen ardından cevabın verilmesi ve bazı cevaplarda bağlantılı konulara değinilmesini beğendim. Son 10 soru da kitaplar ve okumak eylemi üzerineydi. Cevaplar verilirken kullanılan bazı özlü sözler de kitaba ayrı bir değer katmış. Uzun süre aynı şeyi okumak yerine, konudan konuya geçmek hoşunuza gidiyorsa bu kitap ilginizi çekebilir.

Bir alıntı: Michelangelo'dan bahisle: "89 yaşında dünyayı terk edecek olan bu mükemmelliyetçi dâhi 87 yaşında iken şunu söyleyecektir: 'Ancora Impa ro' yani 'Hâlâ öğreniyorum.'" (s.95).

Büyük Yalanlar Büyük Yalanlar / Büyük Yalanlar

Kitabın Goebbels'in propaganda uygulamala veya sırlarını vereceğini düşünmüştüm ama başka bir şeyle karşılaştım. Karşılaştığım şey ilk sayfalarda beni memnun etmese de ilerleyen sayfalarda merakım arttı ve iyi bir okuma oldu. Bu sayfalarda, dönemin propaganda uygulamaları hakkında az da olsa bilgi bulunuyor. Paul Joseph Goebbels Alman Nazi hükümetinin propaganda bakanıydı ve II. Dünya Savaşı boyunca Nazi hükümetinin iletişim çalışmalarını yürüttü. Eserde Goebbels'e ait makale ya da konuşmalardan oluşan toplam 57 başlık var. Bu başlıklar; 1933'ten önce, 1933, 1939, 1940, 1941, 1942 ve 1943 olarak ayrılmış fakat son yazı 1945 yılına ait. Yazılara baktığımda, bu yazıların üçe ayrıldığını gördüm. 1.Vaad: Nasyonel sosyalistler iktidara gelirse neler olacak? 2.Gözdağı: İktidardayken ve II. Dünya Savaşı başlamışken ne kadar güçlü olunduğunu dünyaya gösterme. 3.İçe Dönüş: Almanların yenileceği anlaşılınca halka yönelme ve kabahati halkın savaş ruhunu yeterince benimsememesinde arama.

Eserde, savaşın pek konuşulmayan yüzüne dair çokça ipucu var. Örneğin, oluşan dedikodu dalgasının halktaki etkisinin kontrol edilmesi, radyo yayınları hakkındaki şikâyetlerin cevaplanması, işyeri çalışanlarının müşterilere davranışı vb.

Kitabın kötü yanı yazım hatalarının çokluğu oldu. Buna rağmen okumaktan hoşlandım. Savaşı bir de Almanların gözünden görme imkânı bulmuş oldum. Bu kitapla birlikte, 1961 yapımı Nüremberg Duruşması isimli filmin de izlenmesini önerebilirim. Almanların savaş gerekçeleri sizi de şaşırtabilir.

Bir alıntı: "Açık olmak hiçbir zaman bir zayıflık göstergesi olarak değerlendirilmemeli, bilakis sahip olduğunuz gücün hakiki bir kanıtı olmalıdır." (s.299).

Spermler Erkekten Yumurtalar Kadından Spermler Erkekten Yumurtalar Kadından / Sperm Are From Men, Eggs Are From Women

İnsanların konuşmaktan köşe bucak kaçtıkları bir konu bu kadar eğlendirici anlatılabilirdi. İnsanda yazarla arkadaş olma isteği uyandıran bir kitap. 40 ilginç başlıkta, kadın-erkek ilişkisi hem insanlar hem de türlü hayvan üzerinden aktarılmış. bu başlıklardan bazıları şöyle: 8.Cadalozluk geni, 9.Ahmaklık geni, 15. İyilik nasıl seksi oldu?, 21.Aşk pis kokar, 28.Bu eziyetin sebebi nedir? ve 40. Aşık olmak.

Kitabın açık ara en iyi başlığı son başlık yani "aşık olmak" başlığı. Öyle çok espri var ki, bir mizah kitabı olarak bile okunabilir. Eserin başka bir özelliği de yazarın iddia ettiği bir şeyden sonra aklınıza gelebilecek soru ya da soruların iddiadan hemen sonra cevap bulması. Yazar okuyucunun zihnini okuyor gibi (tabi, yok öyle bir şey). Eser Türkçe'ye 2008'de çevrilmiş. Kaç baskı yaptı bilmiyorum ama şu an baskısı yok. İnternette pdf dosyası olarak bulunuyor. Konuya ilgi duyuyorsanız (ki duymalısınız) bir yerlerden bulup okuyun derim. Tabi bunu yaparken yanınıza biraz açık fikirlilik almanızda da fayda var.

Bir alıntı: "Görüştüğüm bir erkek fahişe, pek çok kadının sadece kendilerini dinlemesi için yüzlerce dolar ödediğini anlattı. Erkekler ise bu parayı karşılarındaki konuşmasın diye veriyor." (s.141).

Hayat Bir Rüyadır Hayat Bir Rüyadır / La Vida Es Sueño

Calderon De La Barca'ya ait bu oyunda, yıldızlara bakarak geleceği gördüğüne inanan bir kralın, yıldızlardan aldığı ilhamla, oğlu Segismundo'yu bir zindana kapatması, burada yıllarca tutsak tutması ama bir gün "acaba farklı olur mu?" diyerek oğlunu tahta geçirmesi ve yıldızların yanılmadığını görmesi anlatılıyor. Tabi bu ilk bölüm. İkinci bölümde, kaderin insan iradesine bağlı olduğunu görüyoruz, tabi bir yanlış inanç neticesinde oluyor bu. Kral Basilio, oğlu Segismundo'yu zindandan saraya uyuşturarak getiriyor. Sarayda çeşitli taşkınlıklar yapan Segismundo yeniden uyuşturularak zindana gönderiliyor. Bu sebeple Segismundo, sarayda geçen olayların bir rüya olduğuna inanıyor. Oyunun adı da buradan geliyor. Bu rüya hâli, Alamut Kalesi'nin haşhaşilerinin yaşadıklarıyla aynı. Orada da Hasan Sabbah fedailerini uyuşturup, onlara sözde cenneti göstererek birer suikastçi yapıyordu. Okumaktan zevk aldığım bir oyun oldu. 1600'lerde yazılmış oyunu canlı izlemek elbette başka bir deneyim olurdu.

Bir alıntı: "Elle tutulur gibi görünmelerine rağmen, yalnızca bir rüya idiyse gördüklerim, şu anda gördüklerimin gerçek olduğunu nasıl bilebilirim?". (s.70).

İnsandan Kaçan İnsandan Kaçan / Le Misanthrope

İnsandan Kaçan, Molière'nin başka bir tiyatro oyunu. Oyun, Alceste ismindeki karakterin, etrafındaki insanların ikiyüzlülüklerine olan itirazını anlatıyor. Eser, oyunda geçen insanların "nezaket" adı altında, birbirleriyle ve kadın-erkek ilişkilerindeki tutarsızlıklarını gözler önüne seriyor. Oyunun orijinal adı, "Le Misanthrope". Mizantropi, sözlük anlamıyla "insanlardan nefret etmek, ürkmek veya sevmemek " anlamına geliyor. Hepimiz, hayatımızın bir yerlerinde bir mizantropist olmuşuzdur sanıyorum. Belki de hâlâ öyleyizdir. Eğer bu duyguyu biliyorsanız Alceste'yi daha iyi anlayabilirsiniz.

Bir alıntı: "Kendinizi tanıtmakla iyilik ettiniz bana; ben, kazanıyorum geri verdiğinizi, yitirdiğinizle de öcümü alıyorum." (s.77).