Kitaplar

Sağlık Hastalığı Sağlık Hastalığı / The Wellness Syndrome

Modern hayatın türettiği türlü hastalıkları (mükemmel insan olma, madde bağımlılığı, egzersiz yapma alışkanlığı, mutluluk, işsizlik korkusu gibi) mümkün oldukça tarafsız bir şekilde ele alan bir kitap. Gerçekten mutlu olmalı mıyız ya da mutluluk nedir? Şişmanlık ve toplumun bu duruma bakışı nasıldır? İşsiz kalmış birinin bu durumla mücadelesi nasıl olmaktadır? Koçluk kurumu ve bugün geldiği nokta neresidir? gibi soruların cevapları bu kitapta bulunabilir. İlk kez duyduğum bilgilerle karşılaştım kitapta. Yazarların dili de zaman zaman esprili. Bazen de ince göndermeler barındırıyor. Kitap, günümüz modern insanının hayatta kalmak adına nereden nereye savrulduğunu gösteriyor. Yazarlar, sağlıklı olmaya dair ihtiyacın da bir hastalığa dönüştüğünü söylüyorlar. Buna da "Sağlıklı Yaşam Sendromu" adını vermişler. Kişisel gelişimcilerden tutun da eğitimsiz insanları küçümsemeye, mutluluğun ve hazzın peşinden koşan ama bunu bir türlü yakalayamayan insanların durumuna kadar birkaç konuyu örnekler ve alıntılarla açıklıyorlar. İçinde bulunduğumuz zamanın çözülemeyecek sorunları bunlar. Çünkü bir tarafta insana dayatılan kurallar (zayıf olmak, bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durmak, iyi bir iş sahibi olmak, kişisel gelişime her an dikkat etmek, başımıza gelen her şeyin sorumluluğunu kendi üzerimize almak gibi), diğer tarafta da kişinin ne olmayı istediği ya da bedenini kendi isteğine göre kullanma amacı duruyor. Faydalı bir kitap.

Bir alıntı: "Biyo-ahlak işte tam da böyle işliyor: Ahlak yasasının doğru tarafında olduğunuzu düşünmenize yol açarak, mağrur bir haklılık duygusu uyandırıyor. Ah keşke insanlar size -ya da Jamie Oliver'a- biraz daha benzeseydi. O zaman dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Sadece daha mutlu değil, aynı zamanda daha sağlıklı bir yer." (s.74).

Yakıcı Sır Yakıcı Sır / Brennendes Geheimnis

On iki yaşındaki bir erkek çocuğun (Edgar) annesiyle birlikte geçirdiği bir tatilde, annesini çapkın bir adamdan koruma güdüsünün anlatıldığı öyküde, farkında olmadan annesini koruduğunu okuyoruz. Bununla birlikte, 12 yaşındaki bir çocuğun zihninden geçen konuşmalara, bu çocuğun duygusal olgunlukta geçirdiği önemli bir aşamaya şahit oluyoruz. Bana biraz şişirilmiş bir öykü gibi geldi. Bu tip öyküleri okuduğumda Aziz Nesin'e sorulan şu soru ve verdiği cevap aklıma gelir. Birisi Nesin'e sorar: Üstat neden bu kadar çok şey yazdınız? Nesin'in cevabı: Ödenecek faturalarım vardı.

Bir alıntı: "İçindeki kuşku bazen kararlarına tuhaf bir önsezi getiriyordu." (s.42).

Olağanüstü Bir Gece Olağanüstü Bir Gece / Phantastische Nacht

Kahramanımız için olağanüstü bir gece olabilir ama pek çoğu için sıradan bir günün anlatımı denebilir. Kahramanın hipodromdaki anları günün geri kalanından çok daha heyecanlıydı. Zweig insan zihninde var olan ama seslendirilmeyen pek çok duyguya yine tercüman oluyor. Zweig okumayı seviyorum ama daha önceki okumalarımdan (Amok Koşucusu, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Korku, Satranç) daha hafif kalan bir okuma oldu. Yine de Zweig okumaya devam.

Bir alıntı: "'Bir budalalık yapma, beni anla, beni bağışla!" Bu mektubu önce aldığım haberden duyduğum şaşkınlıkla okudum, sonra sayfaları biraz karıştırıp ikinci bir kez, bu defa biraz utanarak okudum ve bilincine vardıkça içimi bir korku kapladı. Çünkü içimde, sevgilimin anlaşılır biçimde öngördüğü bütün o güçlü ve doğal duygulardan hiçbirinin bir belirtisi dahi uyanmamıştı. Yaptığı açıklama bana acı vermemişti, ona gücenmemiştim, hele kendime veya ona şiddet uygulamayı bir an olsun aklımdan geçirmemiştim; içimdeki bu duygusal soğuma o kadar tuhaftı ki, beni korkutmamıştı bile." (s.8-9).

Hikâye Tasarımı Hikâye Tasarımı / Storyscaping

Hikâyeler pek çok kimsenin ilgisini çeker. Ben de edebiyat ve sinemada hem hikâye tasarımı hem de anlatılmış hikâyelerle ilgileniyorum. Bu kitabın da pazarlama hikâyeleri ile ilgili olduğunu düşünmüştüm. Aslında kitabın adı için iki farklı yanlış anlaşılmaya sebep olacak bir isim seçildiğini düşünüyorum. Kitabın orijinal adı "Storyscaping". Bu ad "Hikâye Tasarımı" olarak Türkçe'ye çevrilmiş ki kitap, edebiyat ve sinemada bilinen hikâye tanımından çok farklı bir alan için yazılmış: pazarlama. Bunu kitabın alt başlığından anlıyoruz: "Yeni reklamlar değil, yeni dünyalar yaratın". Yani bu kitap pazarlama dünyasındaki hikâyelerle ilgili(!). Malesef bu da değil. Evet, kitapta pazarlama alanında başarılı olmuş markaların bazı hikâyeleri var ama bunlar kitabın adında "hikâye" kelimesini kullanmayı gerektirecek kadar etkili değiller. Kitap, pazarlama faaliyetleri için yeni bir model öneriyor. Tabi bu, kitabın iddiası. Bana göre yeni olan bir şey yok. Çünkü yazarlar zaten modellerinin temelini başkasından (Simon Sinek) aldıklarını belirtiyorlar. Kitap, İki kısımdan ve 12 bölümden oluşuyor. İçinde iyi örnekler var ama bunlar da kitabı kurtarmaya yetmiyor. İlk sayfalarında oldukça iyi bir kitap olduğunu düşündürmüştü ama ilerleyen sayfalarda bunu devam ettiremedi. Öyle yazım hataları vardı ki, "bu kadar da olmaz!" dedirtti. MediaCat daha iyi işler çıkarabilir.

Bir alıntı: "Bu durum aslında bir paradoks. Kimse reklam görmek istemiyor, ama herkes reklamları arayıp, bulup, 'bunu gördün mü?' diye sorarak başkalarına anlatıyor." (s.72).

Vermek ve Almak: Başarı İçin Devrimsel Bir Yaklaşım Vermek ve Almak: Başarı İçin Devrimsel Bir Yaklaşım / Give and Take: A Revolutionary Approach to Success

Verici misiniz yoksa bir alıcı mı? Belki bir dengeleyicisiniz. Adam Grant, bir verici olmanın yani daha çok, kendisi dışındaki insanlara değer yaratan bir birey olmanın kişiyi başarı merdiveninde nasıl tırmandırdığını gerçek kişiler üzerinden örnekleyerek anlatıyor. İlk üçte birinde sıkıcı gelen kitap, sonrasında açıldı benim için. İçinde çok fazla örnek ve sosyal psikoloji deneyi barındıran kitabın sonunda yer alan "Tavsiye Edilen Uygulamalar" kısmı da neredeyse tüm kitabı özeti niteliğinde. Bu son bölümde tavsiye edilen internet sitelerine bakmakta fayda var. Özellikle, hem kendi kendinizi hem de başkalarının sizi değerlendirebildiği, vericilik oranını tespit eden bir ölçeği barındıran adamgrant.net adresine (kitaptaki adres giveandtake.com ama bu adres çalışmıyor ve adamgrant.net adresine yönleniyor) bakabilirsiniz. İlgili ölçeğin İngilizce olduğunu da belirteyim. Kitaptaki başlıklar da çok iyi seçilmiş ve her biri doyurucu içeriğe sahip. Yazarın temel savı: "Vericiler de başarılı olurlar. Üstelik hem pastayı büyüterek hem de kimsenin önünü kesmeden bunu yaparlar. Dahası, vericilerin artması, alıcıları da vericilere dönüştürür." Kitabı okuma süremin uzamasının sebebi ise araya başka kitaplar almam oldu. Kitap her ne kadar kişisel gelişim sınıfında olsa da içerdiği deneyler sebebiyle bir araştırma kitabı niteliği de gösteriyor. Çevirideki akıcılık başarısı için de çevirmen Acar Erdoğan'ı tebrik etmeli. Tatmin edici bir okumaydı.

Bir alıntı: "Üniversite öğrencilerine ders verirken ilk açılışı hayatımdaki en büyük başarısızlıklarımı anlatarak yaparım." (s.151).

Bir alıntı daha: "Baş harfi K olan profesyonel beyzbol oyuncularının, K harfiyle sembolize edilen strikeout (üç hatalı vuruştan sonra vurucunun oyun dışı kalması -ç.n.) olma olasılıkları diğer oyunculara göre %9 daha yüksek." (s.268).