Kitaplar

Binbir Gece Masalları 1. Cilt Binbir Gece Masalları 1. Cilt / Elf Leyle ve Leyle

"İşittim ki ey bahtıgüzel şah....", "Anlatısının burasında Şehrazad, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş...", "Ama dört yüz seksen yedinci gece olunca, demiş ki:..." Bunlar, Binbir Gece Masalları'nda en çok tekrarlanan ifadeler; ne hoş ifadeler. 1684 sayfa boyunca ne şahlar, ne güzeller, ne ifritler, ne hilatlar, ne zenginlikler, ne sihirler, ne yemekler okudum. Her hikâye ayrı bir heyecandı. Kitabın çevirmeni Âlim Şerif Onaran inanılması zor bir iş başarmış. Kitabın dili, dipnotları, imla kurallarına uyumu neredeyse kusursuz. Okuduğum bu ilk cilt, sekiz kitaptan oluşuyor. Diğer sekiz kitapsa ikinci ciltte. Bu ilk cildi her gün aralıksız 20-25 sayfa okuyarak dört ayda tamamladım. Okuduğum çeviride, hikâyelerin bazı bölümleri yetişkinler için. Yani adı masal olsa da çocuklar için değil. Darısı ikinci cildin başına.

Bir alıntı: "Gene de okumak ve ölmek üzerine bu kitap aracılığıyla bir iki söz söylemek isterim. Binbir Gece Masalları hakkında söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi, Binbir Gece Masalları'nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir. Birbirleriyle gizli bir mantıkla birleşen bu iki uyarı okuru ihtiyatlı olmaya itecektir elbette. Ama fazla korkaklık etmeye de gerek yok. Binbir Gece Masalları'nı okusak da okumasak da sonunda biz de öleceğiz." Orhan Pamuk (s.XV).

Bir alıntı daha: "... fakir kişi asla doyum sağlamaz; tesadüfen bunu sağlasa, o gün ölür." (s.1560).

Crème de la Crème Crème de la Crème / Crème de la Crème

Crème de la Crème Fransızca bir ifade, Türkçe karşılığı, kaymağın kaymağı yani iyinin de iyisi. Evet, kitabın adı böyle ama içeriği pek öyle değil. Adeta kötü bir slayt gösterisi gibi. Puntoları büyütülmüş yazılar, aynı sayfada hem görsel hem de yazı ile listelenmiş aynı bilgiler (örneğin, s.47), gereksiz görseller. Mesela, kitabın 32. sayfasında "güven köprüsü" ifadesi geçiyor ve sayfanın altında bir ahşap köprü görseli. Ne ilgisi var? Kitapta bariz teknik hatalar da mevcut. Örneğin, kitabın yazarına ait önsözde "... satış yapan marka elçilerine (lüks satanlara satış danışmanı demek bile doğru olmaz)..." deniyor. Harika bir bilgi diyorum ama kitabın son kısımları hariç, yazar "satış danışmanı" demeye devam ediyor. Kitap dil açısından da bir editör elinden geçmemiş. Mesela, "bugün" ifadesi "bu gün" şeklinde ayrı yazılmış. Yazar, kendi bilgisine tezat ifadeler de kullanmış. Örneğin, 15. sayfada, satış danışmanlarının (marka elçisi demiyor) kullanmaması gereken kelimeleri sıralıyor. Bunlardan ürün için "farklı" kelimesi yerine, "eşsiz" kelimesini kullanmalarını öneriyor ama 37. sayfada ürünü sattırracak faydaları sıralarken hem "farklılık" hem de "eşsizlik" ifadelerini bir arada kullanıyor. Eser özellikle mücevher satıcıları için hazırlanmış ama bu kesimin işine yarayacak bilgiler birkaç sayfa ancak tutar. Kitabın genel satış eğitimlerinden oluşturulduğu çok açık. Bu amacı bile gerçekleştirmezken, lüks satışıyla ilgili birkaç satır okumak beni tatmin etmedi. Zeki Yüksekbilgili sevdiğim, uzun zamandır takip ettiğim bir eğitmen, yazar. Bu kitabı benim için hayal kırıklığı oldu. Kitapların fiyatlarından bahsetmekten hoşlanmam ama bu kitabın fiyatı da ederinden çok yüksek. Tabi, hacimli görünsün diye kalın kağıt kullanmışlarsa maliyet de artmış olabilir. Kitap tam bir baskı hileleri katoloğu gibi.

 

Bir alıntı: "Lüksün en büyük rakibi almamaktır." (s.48).

Hikâye Anlatıcısının Sırrı Hikâye Anlatıcısının Sırrı / The Storyteller's Secret

Başarılı olmuş ve çoğunlukla TED konuşmaları da olan kişilerin insanları etkileyen hikâyeleri ve bu hikâyelerde neleri iyi yaptıklarını açıklayan kitap 37 başlık ve bir "sonuç" bölümünden oluşuyor. Hikâyeler "İçimizdeki Ateşi Canlandıran Hikâye Anlatıcıları", "Eğiten Hikâye Anlatıcıları", "Basitleştiren Hikâye Anlatıcıları", Motive Eden Hikâye Anlatıcıları" ve Hareket Başlatan Hikâye Anlatıcıları" olmak üzere beş kısımda incelenmiş. Pek çok iyi TED konuşmasına bu kitap sayesinde ulaşmak mümkün. Her bir başlıkta önce kişi ve hikâyesi anlatılıyor sonra "Hikâye Anlatıcısının Araçları"ndan bahsediliyor ve son olarak, birkaç cümleyle hikâye anlatıcısının sırrına değiniliyor. Kitabın sonunda verilen "Hikâye Anlatıcısının Kontrol Listesi" iyi bir hikayenin içermesi gereken başlıkları sorularla veriyor. Kitabın iyi bir sunum için neler gereklidir? sorusuna da cevap verdiğini düşünüyorum. Kitabın 255. sayfasında, Winston Churchill'in 18 Haziran 1940'ta radyoda yaptığı bir konuşmasından bahsediliyor. Bu konuşmada Churchill Almanlara yönelik olarak şöyle demiş: "(...) Başarısız olursak tüm dünya, ABD dahil olmak üzere, tanıdıklarımızla ve değer verdiklerimizle birlikte, sapkın bilimin himayesinde daha şeytani, belki de çok daha uzun sürecek bir yeni Karanlık Çağ'ın dipsiz uçurumlarına düşecek. (...)" Burada, bir düzeltme yapmak isterim. Bilim sapkın olamaz ama insanlarca sapkın amaçlarla kullanılabilir. Dolayısıyla, Churchill'in söylemek istediği, Almanların bilimi kullanarak dünyayı bir karanlığa sürüklediğidir; bilimi bu amaçla kullandıklarıdır. Çeviride bilimin sapkın olduğu söylenmiş ki, bilim yapısı itibariyle iyi veya kötü olamaz. Orijinal konuşmada geçen "perverted science" ifadesini "sapkın amaçlarla kullanılan bilim" olarak okumak doğru olabilir. Benim için tatmin edici bir okuma oldu. 

Bir alıntı: "Gerçek keşif yolculuğu yeni topraklar, manzaralar aramayı değil, yeni gözlere sahip olmayı içerir." Marcel Proust (s.238).

Ve Kadın Erkeği Yarattı: Erkeklere Fısıldama Sanatı Ve Kadın Erkeği Yarattı: Erkeklere Fısıldama Sanatı / The Man Whisperer: A Gentle, Results-Oriented Approach to Communication

Amerikan tarzında öğütler içeren, zaman zaman başarılı tavsiyeleri olan, zaman zaman da kelime kalabalığından öteye gidemeyen kitap; erkeği yaramaz bir çocuk gibi düşünüp, onu yola getirmenin yollarını anlatıyor. Tabi bu işin merkezine de cinselliği koyarak yapıyor bunu. Yazarlara göre, erkek; zaman zaman "mağara adamı" zaman zaman da bir "çocuk". Kitabın yazarları kadın olsalar da ancak bir erkeğin elinden çıkabilecek tavsiyeleri var. Yöntemlerine "Erkeğe Fısıldama Sanatı" adını vermişler. Bu sanat öz olarak şöyle diyor: Erkeğe emretmeyin ya da ondan bir şeyi direkt istemeyin. Ona öyle şeyler söyleyin (fısıldayın) ki o, ilgili şeyi kendisinin istediğini sansın. Özellikle, kadının bir şeyi ısrarla istemesinin fayda getirmeyeceğini söylüyorlar. Yöntemlerinde bir aldatmaca yok. Her iki tarafın da mutluluğu için bu yöntemin gerekli olduğundan bahsediyorlar. Kitapta, gerçek kimselerin görüşlerine de yer verilmiş. Her bölüm başında kadın-erkek ilişkisine dair bir söz ve bu söze karşıt kendi sözlerine yer vermişler. Ben yazarların sözleri yerine, diğer sözleri beğendim. Kitapta erkeğe ve düşünüşüne dair önemli ipuçları var. Yine de her ilişkinin kendine özel olduğunu, bir ilişkide işleyen bir kuralın başka bir ilişkide işlemeyeceğini düşünüyorum. Dahası, insanlar her farklı ilişkide partnerinin kişiliğine göre farklı bir kimliğe bürünebilirler. İlişkiler ve duygular kitaplardan okunabilir ama anlamak için yaşamak gerektiği kanısındayım. 

Bir alıntı: "Kadınlar, sadece konuşmak istedikleri için konuşur. Oysa bir erkek, kendisi dışında bir sebep onu konuşmaya yönelttiği zaman konuşur. Örneğin, temiz çorap bulamadığı zaman." Jean Kerr (s.76).

Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi / Homo Deus - A Brief History of Tomorrow

Harari Homo Sapiens'te, insan türünün dünyada ortaya çıkmasından bugüne kadar neler yaşandığını anlatıyordu. Homo Deus'ta ise bugünden geleceğe insan türünün başına gelmesi muhtemel olaylara değiniyor. Homo Deus bir tarihçinin değil de bir fütüristin kaleminden çıkmamış gibi. Kitap 11 bölüm. Bu 11 bölümün 7'si son 4 bölüme hazırlık gibi. Son 4 bölümde yazılanlar, gelecekte yaşama ihtimalimizin güçlü olduğu tahminleri ve çalışmaları gösteriyor. Homo Sapiens kitabından bağımsız olsa da bu kitaptan önce Homo Sapiens'in okunmasını tavsiye edebilirim. Son zamanlarda çıkan bu tip kitaplarda benzer gelecek tahminlerine rastlayacağımızı düşünüyorum. Harari'nin bazı fikirleri imkansız görünebilir ama geçmişe baktığımızda, ilerlediğimiz yolun tam da Harari'nin belirttiği yol olduğunu görmek zor olmayacaktır.

Bir alıntı: "Yeni dinler araştırma laboratuvarlarında büyüyüp serpilecekler." (s.365).