Kitaplar

Efsaneler ve Gerçekler-Pazarlama Nasıl Yapılır? Efsaneler ve Gerçekler-Pazarlama Nasıl Yapılır? / Efsaneler ve Gerçekler-Pazarlama Nasıl Yapılır?

Pazarlama alanında yazılmış, son zamanlarda okuduğum en farklı kitap. Yazarın bazı fikirlerine katılmasam da pazar ve iş tecrübesi nedeniyle, itibar edilmesi gereken fikirleri olduğunu da kabul ediyorum. Bu fikirlerin büyük bir kısmı da Byron Sharp ve Ehrenberg-Bass Enstitüsü'ne ait. Bu sebeple, kitabın ithaf kısmında da bu isimler var. Kitap; Giriş, Tüketiciyi Anlamak, Pazarlama Kanunları, Marka Yönetimi, Pazarlama Araştırmaları ve Pazarlama Nasıl Yapılır? bölümleri ve bunların alt bölümlerinden oluşuyor. Aksoy, tüm fikirlerini 100 başlık altında ele almış. Her başlık birkaç sayfa sürüyor. Kitapta, bazı konularda Tom Fishburne'nin karikatürlerine de yer verilmiş, hoş da olmuş. Yazarın saha tecrübesini kitaptaki örneklerde görmek mümkün. Bununla birlikte, kaynak gösteriminde özen gösterilmemiş. Alıntı olduğunu düşündüğüm yerlerde, sadece yazar adı verilerek geçilmiş. Bazı kavramsal karışıklıklarda var. Mesela, teorik olarak müşteri ve tüketici kavramları birbirinin yerine kullanılsa da aralarında ciddi bir ayrım bulunuyor. Yazar, tüketici kavramının geçtiği her yerde parantez içinde tüketici de (ya da tersi) yazmış. Bazı yerlerde de kendini tekrar eden bir eser olmuş. Bunlar teknik ayrıntılar. Pazarlama konusunda çalışıyorsanız, farklı bakış açılarına ihtiyacınız varsa bu kitabı okumanız faydalı olabilir. Kendi adıma, derslerimde kullanabileceğim bir kaynak eser olduğunu değerlendiriyorum.Benim için "İyi kitap, sizi başka kitaplara götüren kitaptır." sözüne uyan bir kitap oldu. Bu kitapla birlikte, okuma listeme dört yeni kitap daha eklemiş oldum.

Bir alıntı: "Müşteri odaklılık, şirketlerin en kolay verdikleri ama en az tuttukları sözlerden biridir." (s.171).

İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları / İngiliz ve Amerikan Edebiyatında Kısa Öykünün Büyük Ustaları

Yirmi yazar ve bu yazarlar ait 20 kısa öykünün yer aldığı kitap, anlaşılabilir çevirisiyle dikkat çekiyor. Bu öyküler arasında, en çok G. K. Chesterton'un "Mahşerin Üç Atlısı" öyküsünü beğendim. Kitabı hazırlayan ve çeviren Celâl Üster, kitabın sonuna her bir öyküde geçen bazı kavram, yer ve kişilerle ilgili bir dipnot kısmı da eklemiş, isabetli de olmuş. Bununla birlikte, son kısımda her bir öykü yazarına ait bilgilerin ve kitapta yer verilen öykülerin nereden ve neden alındığına dair birkaç cümle eklenmesi de iyi bir seçim olmuş. Günde 2-3 öykü bitirilerek başka kitaplarla birlikte de okunabilir.

Bir alıntı: "'Ah, mutluluk ne kadar küçük şeylere bağlı! Bilgelerin tüm yazdıklarını hatmettim, tekmil felsefenin sırrına vardım, gel gör ki bir kırmızı gülün yokluğu hayatımı kararttı.'" (s.79).

Sağlık Hastalığı Sağlık Hastalığı / The Wellness Syndrome

Modern hayatın türettiği türlü hastalıkları (mükemmel insan olma, madde bağımlılığı, egzersiz yapma alışkanlığı, mutluluk, işsizlik korkusu gibi) mümkün oldukça tarafsız bir şekilde ele alan bir kitap. Gerçekten mutlu olmalı mıyız ya da mutluluk nedir? Şişmanlık ve toplumun bu duruma bakışı nasıldır? İşsiz kalmış birinin bu durumla mücadelesi nasıl olmaktadır? Koçluk kurumu ve bugün geldiği nokta neresidir? gibi soruların cevapları bu kitapta bulunabilir. İlk kez duyduğum bilgilerle karşılaştım kitapta. Yazarların dili de zaman zaman esprili. Bazen de ince göndermeler barındırıyor. Kitap, günümüz modern insanının hayatta kalmak adına nereden nereye savrulduğunu gösteriyor. Yazarlar, sağlıklı olmaya dair ihtiyacın da bir hastalığa dönüştüğünü söylüyorlar. Buna da "Sağlıklı Yaşam Sendromu" adını vermişler. Kişisel gelişimcilerden tutun da eğitimsiz insanları küçümsemeye, mutluluğun ve hazzın peşinden koşan ama bunu bir türlü yakalayamayan insanların durumuna kadar birkaç konuyu örnekler ve alıntılarla açıklıyorlar. İçinde bulunduğumuz zamanın çözülemeyecek sorunları bunlar. Çünkü bir tarafta insana dayatılan kurallar (zayıf olmak, bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durmak, iyi bir iş sahibi olmak, kişisel gelişime her an dikkat etmek, başımıza gelen her şeyin sorumluluğunu kendi üzerimize almak gibi), diğer tarafta da kişinin ne olmayı istediği ya da bedenini kendi isteğine göre kullanma amacı duruyor. Faydalı bir kitap.

Bir alıntı: "Biyo-ahlak işte tam da böyle işliyor: Ahlak yasasının doğru tarafında olduğunuzu düşünmenize yol açarak, mağrur bir haklılık duygusu uyandırıyor. Ah keşke insanlar size -ya da Jamie Oliver'a- biraz daha benzeseydi. O zaman dünya çok daha iyi bir yer olurdu. Sadece daha mutlu değil, aynı zamanda daha sağlıklı bir yer." (s.74).

Yakıcı Sır Yakıcı Sır / Brennendes Geheimnis

On iki yaşındaki bir erkek çocuğun (Edgar) annesiyle birlikte geçirdiği bir tatilde, annesini çapkın bir adamdan koruma güdüsünün anlatıldığı öyküde, farkında olmadan annesini koruduğunu okuyoruz. Bununla birlikte, 12 yaşındaki bir çocuğun zihninden geçen konuşmalara, bu çocuğun duygusal olgunlukta geçirdiği önemli bir aşamaya şahit oluyoruz. Bana biraz şişirilmiş bir öykü gibi geldi. Bu tip öyküleri okuduğumda Aziz Nesin'e sorulan şu soru ve verdiği cevap aklıma gelir. Birisi Nesin'e sorar: Üstat neden bu kadar çok şey yazdınız? Nesin'in cevabı: Ödenecek faturalarım vardı.

Bir alıntı: "İçindeki kuşku bazen kararlarına tuhaf bir önsezi getiriyordu." (s.42).

Olağanüstü Bir Gece Olağanüstü Bir Gece / Phantastische Nacht

Kahramanımız için olağanüstü bir gece olabilir ama pek çoğu için sıradan bir günün anlatımı denebilir. Kahramanın hipodromdaki anları günün geri kalanından çok daha heyecanlıydı. Zweig insan zihninde var olan ama seslendirilmeyen pek çok duyguya yine tercüman oluyor. Zweig okumayı seviyorum ama daha önceki okumalarımdan (Amok Koşucusu, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Korku, Satranç) daha hafif kalan bir okuma oldu. Yine de Zweig okumaya devam.

Bir alıntı: "'Bir budalalık yapma, beni anla, beni bağışla!" Bu mektubu önce aldığım haberden duyduğum şaşkınlıkla okudum, sonra sayfaları biraz karıştırıp ikinci bir kez, bu defa biraz utanarak okudum ve bilincine vardıkça içimi bir korku kapladı. Çünkü içimde, sevgilimin anlaşılır biçimde öngördüğü bütün o güçlü ve doğal duygulardan hiçbirinin bir belirtisi dahi uyanmamıştı. Yaptığı açıklama bana acı vermemişti, ona gücenmemiştim, hele kendime veya ona şiddet uygulamayı bir an olsun aklımdan geçirmemiştim; içimdeki bu duygusal soğuma o kadar tuhaftı ki, beni korkutmamıştı bile." (s.8-9).