Kitaplar

Kendine Ait Bir Oda Kendine Ait Bir Oda / A Room of One's Own
Okuduğum kitap, Floria Yayıncılık tarafından 2018 yılında basılan ve çevirisini, Hatice Mukaddes İlgün'ün yaptığı baskıydı.
On dokuzuncu yüzyıl dünyasında, kadınların neden yazar olamadıklarını irdeleyen Woolf, kadınların yazar olabilmeleri için iki gereklilik öne sürmüş: İlki, geçimini sağlayacak kadar para ki bu paranın miktarı da 1928 İngiltere'sinde yıllık 500 Sterlin ediyor. İkincisi, kitaba da adını veren, kendine ait bir oda. Woolf erkek egemen bir dünyada kadınlara haksızlık yapıldığını söylemekle birlikte, kitabın son bölümünde iğneyi hemcinslerine de batırıyor.
İyi bir kurgu eserin taşıması ve taşımaması gereken özelliklerin de yer aldığı kitap okunmaya değer.
Kitapta, Woolf'un akademisyenlerden hiç hazzetmediğini, onları sürekli küçümsediğini okuyoruz. 
Hayali karakterler ve sıra dışı anlatımıyla ilginç bir kitap okudum. Çevirmenin kitap sonuna koyduğu son notlar kitabın ilgili kısımlarının anlaşılmasını kolaylaştırmış. Genel okuma alışkanlığımın dışında bir tür olarak eğlenerek okuduğum bir kitap oldu.
 
Bir alıntı: "(kendisi hakkında çok konuşulmuş bir adam olan Perikles bir kadının asıl şan ve şerefinin kendisi hakkında konuşulmamış olmasıdır, der)" (s.73).
Siddhartha Siddhartha / Siddhartha: Eine indische Dichtung

Siddhartha adındaki bir Brahman Hint'in kendini bulma macerası. Arayışının sonunda başa dönüşü ve hikâyenin başında babasına yaşattıklarını yaşaması. Romanda kayıkçının söylediği bir söz vardı: "Her şey dönüp gelir!" İyilik de kötülük de. Siddhartha'nın macerası da bu sözde anlatıldığı gibi. Hesse'nin Siddhartha'sı aradığını, en beğenmediği, küçümsediği dünyanın maddi taraflarında buluyor aslında. 2000 yapımı The Quills (Düşlerin Efendisi) filminin sonunda dendiği gibi: "De Coulmier’in yazdığı bir hikâyeyle bırakayım sizi. Özgürlüğü en olmayacak yerlerden birinde buldu o: bir mürekkep şişesinin dibinde, bir kalemin ucunda. Sizi önceden uyarayım. Hikâyesi kanlı. Karakterleri ahlaksız, temaları rahatsız edici. Fakat fazileti bilmek için ahlaksızlığı da bilmek şarttır. Ancak o zaman bir adamı tam olarak tanıyabilirsiniz. O yüzden gelin, size meydan okuyorum. Sayfayı çevirin." Siddhartha'nın aydınlanışına şahit olurken okuyucu da aydınlanabilir. Kitapta beni en çok etkileyen olay, Siddhartha'nın babasından izin alırken gösterdiği kararlılık oldu. Özellikle son bölümlerinden oldukça etkilendim. Düşündürücü bir okuma oldu.

Bir alıntı: "Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez." (s.139).

Bir Çöküşün Öyküsü Bir Çöküşün Öyküsü / Geschichte Eines Untergangs

Beş günlük bir yolculuğa çıkarken yanıma aldığım beş kitaptan biriydi. Sıra bu kitaba gelip, ilk birkaç cümlesini okuyunca daha önce Can Yayınları'ndan çıkan ve Zweig'in yedi öyküsünün yer aldığı Amok Koşucusu kitabında bu öyküyü okuduğumu fark ettim. Yine de okudum. Bir insanın kendini önemsemesinin, bu önemsemenin onun hayatını elinden nasıl aldığının hikâyesi var kitapta. Bunun yanında, bir insanın inişli çıkışlı psikolojisinin sade anlatımı da bu öyküde. Amok Koşucusu kitabındaki yedi hikâyenin yanılmıyorsam altısının sonunda intiharlı bir son vardı. Bu da hikâye de onlardan biri.

Bir alıntı: "Paris'teyken güzel olup olmadığını pek sormazdı. Onun aynası, onu arzulayan erkeklerin ışıldayan gözleri olmuştu. Güzel olduğunu kazandığı zaferlerden, geçirdiği ateşli gecelerden bilirdi, arabayla Versailles'a giderken insanların şaşkınlığından anlardı." (s.27).

Gömülü Şamdan Gömülü Şamdan / Der Begrabene Leuchter

Zweig'in daha önce okuduğum tarzı dışında yer alabilecek tarihsel bir roman okudum. Yahudilerin tanrı ve kararlarıyla ilgili çelişkileri hiç bitmeyecek sanırım. Hz. Musa'nın, kendisine tabi olanları Mısır'dan çıkarışında da benzer olaylar olmuştu. Bu kitabı okurken de bir filmi anımsadım: 2008 yapımı God on Trial (Ölümün Soluğu). Bu filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında ölümü bekleyen bir grup Yahudinin tanrıyı yargılamaları konu ediliyordu. Zweig'in kitabı da filmi çekilebilir nitelikte.

Bir alıntı: "Uzun ömründe Roma'nın on imparatorunu ve hükümdarını gömmüştü; onca değerli nişanlarına ve tahtlarına karşın hükümdarların fani insanlar olduklarını, yiyip içtiklerini, dışkıladıklarını, kadınlarla yattıklarını ve öteki insanlar gibi öldüklerini biliyordu." (s.73).

Düşüş Düşüş / La Chute

Parisli bir avukatın kendini değerlendirişi, şehirli modern insanın ikiyüzlülüğü ve bu ikiyüzlülüğünü kendini haklı görerek ve birazda itiraf ederek ortaya koyuşunun romanı. Kitapta çok fazla aforizma cümlesi var. Kitabın baş karakteri Avukat Jean-Baptiste Clamence'nin cümlelerini okurken 2017 yapımı The Square (Kare) filmindeki Christian karakterini anımsadım. Bu filmde de bir sınıf çatışmasından bahsediliyordu. Romanın monolog tarzındaki anlatımını beğendim. Olayların içindeki  baş karakter dışındaki kişilerin hiçbir konuşmasına şahit olunmuyor ama baş karakterin cevaplarından soruları anlayabiliyoruz. Bir yüzleşme kitabı olmuş.

Bir alıntı: "Paris gerçek bir göz cümbüşüdür, dört milyon silüetin oturduğu görkemli bir dekordur. Son sayımda beş milyon mu? Desenize, yavrulamışlar. Şaşmam buna. Bana hep öyle gelmiştir ki, hemşehrilerimizin iki tutkusu var: fikirler ve zina." (s.11).