Kitaplar

Siddhartha Siddhartha / Siddhartha: Eine indische Dichtung

Siddhartha adındaki bir Brahman Hint'in kendini bulma macerası. Arayışının sonunda başa dönüşü ve hikâyenin başında babasına yaşattıklarını yaşaması. Romanda kayıkçının söylediği bir söz vardı: "Her şey dönüp gelir!" İyilik de kötülük de. Siddhartha'nın macerası da bu sözde anlatıldığı gibi. Hesse'nin Siddhartha'sı aradığını, en beğenmediği, küçümsediği dünyanın maddi taraflarında buluyor aslında. 2000 yapımı The Quills (Düşlerin Efendisi) filminin sonunda dendiği gibi: "De Coulmier’in yazdığı bir hikâyeyle bırakayım sizi. Özgürlüğü en olmayacak yerlerden birinde buldu o: bir mürekkep şişesinin dibinde, bir kalemin ucunda. Sizi önceden uyarayım. Hikâyesi kanlı. Karakterleri ahlaksız, temaları rahatsız edici. Fakat fazileti bilmek için ahlaksızlığı da bilmek şarttır. Ancak o zaman bir adamı tam olarak tanıyabilirsiniz. O yüzden gelin, size meydan okuyorum. Sayfayı çevirin." Siddhartha'nın aydınlanışına şahit olurken okuyucu da aydınlanabilir. Kitapta beni en çok etkileyen olay, Siddhartha'nın babasından izin alırken gösterdiği kararlılık oldu. Özellikle son bölümlerinden oldukça etkilendim. Düşündürücü bir okuma oldu.

Bir alıntı: "Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez." (s.139).

Bir Çöküşün Öyküsü Bir Çöküşün Öyküsü / Geschichte Eines Untergangs

Beş günlük bir yolculuğa çıkarken yanıma aldığım beş kitaptan biriydi. Sıra bu kitaba gelip, ilk birkaç cümlesini okuyunca daha önce Can Yayınları'ndan çıkan ve Zweig'in yedi öyküsünün yer aldığı Amok Koşucusu kitabında bu öyküyü okuduğumu fark ettim. Yine de okudum. Bir insanın kendini önemsemesinin, bu önemsemenin onun hayatını elinden nasıl aldığının hikâyesi var kitapta. Bunun yanında, bir insanın inişli çıkışlı psikolojisinin sade anlatımı da bu öyküde. Amok Koşucusu kitabındaki yedi hikâyenin yanılmıyorsam altısının sonunda intiharlı bir son vardı. Bu da hikâye de onlardan biri.

Bir alıntı: "Paris'teyken güzel olup olmadığını pek sormazdı. Onun aynası, onu arzulayan erkeklerin ışıldayan gözleri olmuştu. Güzel olduğunu kazandığı zaferlerden, geçirdiği ateşli gecelerden bilirdi, arabayla Versailles'a giderken insanların şaşkınlığından anlardı." (s.27).

Gömülü Şamdan Gömülü Şamdan / Der Begrabene Leuchter

Zweig'in daha önce okuduğum tarzı dışında yer alabilecek tarihsel bir roman okudum. Yahudilerin tanrı ve kararlarıyla ilgili çelişkileri hiç bitmeyecek sanırım. Hz. Musa'nın, kendisine tabi olanları Mısır'dan çıkarışında da benzer olaylar olmuştu. Bu kitabı okurken de bir filmi anımsadım: 2008 yapımı God on Trial (Ölümün Soluğu). Bu filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında ölümü bekleyen bir grup Yahudinin tanrıyı yargılamaları konu ediliyordu. Zweig'in kitabı da filmi çekilebilir nitelikte.

Bir alıntı: "Uzun ömründe Roma'nın on imparatorunu ve hükümdarını gömmüştü; onca değerli nişanlarına ve tahtlarına karşın hükümdarların fani insanlar olduklarını, yiyip içtiklerini, dışkıladıklarını, kadınlarla yattıklarını ve öteki insanlar gibi öldüklerini biliyordu." (s.73).

Düşüş Düşüş / La Chute

Parisli bir avukatın kendini değerlendirişi, şehirli modern insanın ikiyüzlülüğü ve bu ikiyüzlülüğünü kendini haklı görerek ve birazda itiraf ederek ortaya koyuşunun romanı. Kitapta çok fazla aforizma cümlesi var. Kitabın baş karakteri Avukat Jean-Baptiste Clamence'nin cümlelerini okurken 2017 yapımı The Square (Kare) filmindeki Christian karakterini anımsadım. Bu filmde de bir sınıf çatışmasından bahsediliyordu. Romanın monolog tarzındaki anlatımını beğendim. Olayların içindeki  baş karakter dışındaki kişilerin hiçbir konuşmasına şahit olunmuyor ama baş karakterin cevaplarından soruları anlayabiliyoruz. Bir yüzleşme kitabı olmuş.

Bir alıntı: "Paris gerçek bir göz cümbüşüdür, dört milyon silüetin oturduğu görkemli bir dekordur. Son sayımda beş milyon mu? Desenize, yavrulamışlar. Şaşmam buna. Bana hep öyle gelmiştir ki, hemşehrilerimizin iki tutkusu var: fikirler ve zina." (s.11).

Aklında Kalsın-Başarılı Öğrenme Bilimi Aklında Kalsın-Başarılı Öğrenme Bilimi / Make It Stick: The Science of Succesful Learning

Kitap kendini şöyle tanımlıyor: "Bu kitap bir eğitim-öğretim kitabı değil, bir öğrenme kitabı. Öğrenme sorumluluğu kişinin kendisindeyken eğitim ve öğretim sorumluluğu toplumsal kurumlardadır."

Sekiz bölümden oluşan eserin, ilk bölümünde, öğrenmeyle ilgili yanlış bilinenlerden bahsediliyor ki buradaki en önemli nokta, "blok çalışma" adı verilen, bir bilginin tekrar tekrar okunarak öğrenileceği iddiasının bilimsel deneylerle çürütülmesi. Yazarlar, kalıcı öğrenme için şunları öneriyorlar: 1.Öğrendiklerinizi kendinize sorular sorarak sürekli "geri çağırın". 2.Aynı anda tek bir konu yerine, birbiriyle bağlantılı olabilecek konuları birlikte çalışın. Yani "harmanlayın". 3.Öğrenirken ne kadar zorlanırsanız bilgi o nispette kalıcı olur; "zorlukları kucaklayın". 4.Bir metne aşina olmak başka, o metni kalıcı olarak öğrenmek başkadır; "bilme yanılsamalarından kaçının". 5.Zekâya ya da doğuştan gelen yeteneklere takılmayın. Yeterince çalışılırsa herkes bir konuda uzman olabilir; "öğrenme stillerinin ötesine geçin". 6.Kendi öğrenme yönteminizi keşfedin; "becerilerinizi geliştirin".

Eserde pek çok kimsenin öğrenme hikâyesine yer verilmiş. Her bölümün sonunda yer alan "Faydalı Bilgiler" başlığı altında, o bölümde bahsedilen konular özetlenmiş. Bu uygulamayı başarılı buldum. "Aklında Kalsın" isimli son bölümde ise öğrenci, öğretici ve eğitimcilerin kullanabileceği yöntemler anlatılmış.

Öğrenilen bilgileri hafızadan geri çağırmakla ilgili olarak, "Mnemonic yöntem" adı verilen uygulama ilgi çekici. Mnemonic kelimesi Yunanca'da "bellek" anlamına geliyormuş. Mnemonic araçlardan biri, Sherlock Holmes dizisinde, kahramanımızın kullandığı yöntem olan "hafıza sarayı" aracı. Bu araçla ilgili olarak kitabın 7. bölümünden sonra birkaç örnek paylaşılmış. Mark Twain'in yöntemini ilginç buldum.

Kitap çok akıcı değil. Sıkıcı da sayılmaz. Öğrenmeye meraklıysanız sayfalar birer birer bitecektir. Benim için faydalı bir okuma oldu.

Bir alıntı: “Zekâyı, insanların entelektüel beygir gücünü açıklayacak ve onların potansiyellerinin adil bir göstergesi olacak şekilde nasıl tanımladığımız ve ölçtüğümüz sorunu, yüz yıldır bizimledir." (s.164).