Kitaplar

Retorik Retorik / Tekhne Rhetorike

Retorik (sözbilim), "sözün üstün değere erişme yollarını gösteren ya da söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı" anlamına geliyor. Türünün ilk örneği olabilecek Aristoteles'in Retorik kitabı, pek çok kitaba ve söylev sanatına ilham olmuş. Günümüz sunum teknikleri eğitimlerinde anlatılan konuların büyük bir kısmını bu kitapta bulmak mümkün. Okurken, dönemin şartlarını zihninizde canlandırmak da ayrı bir haz. Kitap üç bölümden oluşuyor. Bu bölümler, birinci, ikinci ve üçüncü kitap olarak isimlendirilmiş. Kitaplar sırasıyla, 15, 26 ve 19 bölümden oluşuyor. Bu, toplamda 60 bölüm demek ama kitabın toplamı 230 sayfa. Yani bölümler kısa. Oldukça ayrıntılı hatta özet bilgilerin yer aldığı bir İçindekiler bölümü var. Aristoteles, Retorik'i savunma ve iddia makamında olmak arasındaki farkı gözeterek ele almış. Bu konulardan bahsederken hayata dair felsefi konulardan da bahsetmiş. Kitabın orijinal metninde yer alan satır numaraları Türkçe baskıda da korunmuş ama bölüm numaralarının bazıları maalesef gösterilmemiş. Eksik bölüm başlangıçlarını İçindekiler kısmına bakarak kendim oluşturdum. Kitabın sonunda da dört sayfalık bir sözlüğe yer verilmiş. Sunum yapan biriyseniz bu kitabı okumak işinize değer katabilir. Konuları ele alış biçimi, sınıflandırması, başka eserlere yaptığı atıflar ve anlattığı hikâyelerle Aristoteles'in bu büyük eseri haz ve bilgi dolu bir okuma vaat ediyor.

Bir alıntı: "Ölümlü yaratıklar ölümsüz değil, ölümlü düşünceler taşımalıdır." (s.138).

Erteleme Sanatı Erteleme Sanatı / The Art of Procrastination

Her sayfasından espri akan, öğreten, eğlendiren dahası erteleyiciye kendisini tanıtan nefis kitap. Eser, işleri ertelemeyi alışkanlık haline getirmiş bir akademisyenin, durumunu kabullenmesi ve bu durumla başetmek yerine, durumunun faydalarına odaklanmasını konu ediyor. Yazar, kitabı yazma amacını, "sistematik erteleyicilerin kendilerini daha iyi hissetmesini sağlamak" olarak belirtiyor. Yani bu kitap, bir "erteleme alışkanlığından kurtulma" kitabı değil. Kitabın son bölümünde, erteleme alışkanlığından kurtulmak için birkaç önerisi olsa da bunların pek de işe yarar olamayacağına değinilmiş. İşleri sürekli ertelemeye "sistematik erteleme" adını veren yazar, bu kimselere de "sistematik erteleyiciler" diyor. 10 kısa bölümden oluşan kitabın genelinde ifade edilen fikir şöyle: Sistematik erteleyiciler tembel değildir. Erteledikleri işler yanında, pek çok küçük işi başarıyla yaparlar. Sorun, yapılacak listesindeki görece daha önemsiz işlere el atılmasıdır. Bir yapılacaklar listesindeki önemli işlerin yapılabilmesi için ya o önemli işlerin son teslim tarihi gelmeli ya da ilgili listeye, yapılacak daha önemli işler girmelidir. Oldukça pratik görünüyor. :) Siz de bir sistematik erteleyici iseniz bu kitap, kendinize yaptığınız eziyete son vermenin ve belki de çekilen vicdan azabının ortadan kalkmasıyla, artık bir erteleyici olmamanın kapılarını açar. Yazarın son cümlesini buraya yazmak uygun olabilir: "Hepsinden de öte, hayatın tadını çıkarın."

Bir alıntı: "Hem, aylarca ihmal ettiğim her e-posta mesajına karşılık, daha mühim başka bir şeyi yapmamak için anında yanıtladığım başka bir mesaj oluyor; yanıtı öyle hızlı gönderiyorum ki, alan kişi dakikliğim karşısında hayrete düşüyor." (s.67).

Sosyolojik Düşünmek Sosyolojik Düşünmek / Thinking Sociologically

Yazar isimlerini (Zygmunt Bauman ve Tim May) görünce ağır bir kitapmış gibi geliyor ama öyle değil. Kitabı ağırlaştıran tek unsur çevirisi. 21. baskısını yapmış bir kitabın artık kusursuza yakın bir dili olmalı. Hatta imla işaretlerinin de yerli yerinde kullanılması 21. baskının içermesi gereken bir özellik olmalı. Bu kitapta öyle değil. Bazı cümleler o kadar kötü kurulmuş ki, okuyucunun anlaması için daha fazla zaman harcamasına yol açıyor. Örneğin, şu cümledeki "uzandırılabilir" kelimesi ne anlama geliyor bilemedim: "Bu örgüt içindeki üyelerin rutin olarak gözlemlenmesine de uzandırılabilir." (s.90). Bu eksikliğine rağmen kitapta bir konu var ki beni şaşırttı. Bu konu, pazarlamada kullanılan, "ürün, mal ve hizmet" kavramlarının kullanıldıkları yerler oldu. Bu kavramların kullanımı öyle doğru olmuş ki, bu doğruluğa pazarlama kitaplarının çoğunda rastlamak mümkün olmuyor.

Kitap üç bölüm ve 10 başlıktan oluşuyor. "Gündelik Hayatta Eylem ve Kavrayış", "Tercihler, Bağlamlar ve Meydan Okumalar" ve "Geçmişe Bakış ve Olasılıklar" bu bölümlerin isimleri. Tüm bölümlerde sosyolojinin ve sosyolojik bakışın nasıl işlediğine dair akıcı örnekler var. Kitabın sonuna eklenen "Düşünme Soruları ve İleri Okumalar" bölümü de eserin değerini arttırıyor. Buradaki sorular ilgili bölümlerin özetleri niteliğinde. Toplumbilimin toplumun anlayabileceği örneklerle açıklanması da normal olmalı :)

Bir alıntı: "Eski bir atasözüne göre, bir yere varmaktan daha iyisi umutla yola devam etmektir. Dolayısıyla tüketim toplumlarında, önemli olan şeyin tatmin değil arzu olduğunu söyleyebiliriz çünkü bu nihai aşamaya ulaşmak yolculuğu biçimlendiren etosun altını oyar. Basitçe arzunun arzuladığı şey daha fazla arzudur." (s.166).

Aşk İki Kişiliktir Aşk İki Kişiliktir / Aşk İki Kişiliktir

Okuduğum kitap, 1999 yılına ait ilk baskıydı. Kitapta, Attila Jozsef'in Şehrinde Bir Köprüden Tuna'ya Bakmak, On Ayrılık Şiiri, Aşk İki Kişiliktir, Beni Bir Yaza Gömdülerdi Bir Zaman, Gizlice Sevgilim ve O Kadar Güzel Bir Yüzdü ki... isimlerinde şiirler var. Şiir okuyan biri değilimdir. Bu yüzden kitabın ve satırların kıymetini yeterince bilemeyebilirim. Okuduğum ilk Ataol Behramoğlu kitabı oldu. Tarzını, metne benzer şiir üslubunu ve şiirinin odağındaki fikre geri dönüşleri beğendim.

Bir alıntı:

"Geçmiş zaman

Anımsanıyorsa şimdidir;

Koparılıp atılır ya da

Bir yaprak gibi bir defterden

 

Koparılıp atılan

Çırpınan bir yürek olabilir,

Ya da bir yaz gecesi,

Yıldızları can çekişen." (s.46).

İki Gözüm Türkçe İki Gözüm Türkçe / İki Gözüm Türkçe

İki Gözüm Türkçe, Türkçe hassasiyeti olanların ilgiyle okuyabileceği bir kitap. Türkçe'nin büyük bir dil olduğunu biliyordum ama bir zamanlar dünyadaki iki büyük dilden biri olduğunu öğrendiğimde şaşırdım doğrusu. Bugün de ilk beş dilden biriymiş. Kitapta üç bölüm ve 11 başlık var. Bu bölümler, Dil Dikkati, Türkçe'nin Sesi ve "Dilimiz Kimliğimiz" ise Kimliksizleşiyoruz isimlerini taşıyor. Türkçeyi doğru kullanmanın önemli, bir dilin ne kadar çok kelimeye sahip olursa doğru anlaşabilmenin o kadar kolay olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Türkçeyi kullanırken karşılaştığımız en büyük sorun, dili kullanırken nerede hata yaptığımızı bilmemekten kaynaklanıyor. Kitapta öyle iyi örnekler var ki, bu örnekler sayesinde doğru kullandığımı sandığım bazı ifadelerin yanlış olduğunu fark ettim. "Yapmak" ifadesinin doğru kullanılmadığı yerler varmış. Örneğin, "doktora yapmak" gibi bir ifade yanlışmış. Doğrusu, "doktora öğrenimi görmek"miş. Çok basit görünüyor değil mi? Yazarın Türkçenin doğru kullanımını öğrenmek için gösterdiği adresler de 1950'lerden önce yazılan kitaplar ve o dönemde çekilen Yeşilçam filmleri. Benim tavsiyem de Yavuz Bülent Bakiler'in Sözün Doğrusu isimli iki ciltlik kitabını okumak. Bu kitaplar Türkçe'nin doğru örneklerini öğrenmek açısından faydalı olabilir. "İki Gözüm Türkçe"yi okumak, hem Türkçe hassasiyeti kazanmak hem de Türkçe'nin kullanımında doğru birkaç örneği görmek açısından yerinde olacaktır.

Bir alıntı: "Öz Türkçe olmaz, Öz Fransızca, Öz Arapça, Öz İngilizce olmayacağı gibi. Büyük dillerde saf kendi kelimesi azdır. Özellikle imparatorluk dillerinde böyledir. Bunların en ileri örneği İngilizce'dir. Bugünkü İngilizce'de saf İngilizce yüzde iki (%2)ye düştü." (s.113).