Kitaplar

Bellek Yanılgısı Bellek Yanılgısı / The Memory Illusion

Bellek ya da hafıza üzerine yazılmış iyi kitaplardan biri de bu kitap. İçinde o kadar çok araştırmadan bahsediliyor ki, kitap, bir literatür taraması özelliği de taşıyor. Bu yorumum elbette bir beğeninin ifadesi. İddiaların farklı araştırmacılarca teyit edildiğini veya reddedildiğini okumak benim gibi okuyucular açısından hatta böyle bir kitaptan beklenen bir özelliktir. Yazar bu araştırmalardan bahsederken karşıt fikirleri savunan araştırmacıların çalışmalarına da yer vermiş. Bu da kitabı iyi yapan özelliklerden biri. Kitapta 10 bölüm var. Bunlardan bazıları: "Doğduğum Anı Hatırlıyorum", "Arılarla Dans", "Subliminal Anılar", "Akıl Oyunları" isimlerini taşıyor. Yazar, belleklerimizin sandığımızdan kırılgan olduğundan ve anılarımızı sürekli yeniden yazdığımızdan bahsediyor. Başından sonuna ilgimi kaybetmediğim bir kitap oldu.

Bir alıntı: "Fotoğrafik bellek diye bir şey olsaydı ki böyle bir şeyin olduğu oldukça şüphelidir, onunla birlikte bellek Photoshop'u diye bir şey de olurdu." (s.119).

Kutsal Dolar Kutsal Dolar / The Almighty Dollar

Kurgusu, içerdiği bilgileri ve değindiği konularla harika bir kitap Kutsal Dolar. Başlangıçta, kitabın doların tarihini anlatacağını düşünmüştüm ama bunun dışında bir kurguyla karşılaştım. Kurgu diyorum çünkü kitapta yazarın uydurduğu karakterler üzerinden 1 doların dünyadaki yolculuğu anlatılıyor. Elbette bu kitap bir roman değil. 1 doların dünyadaki yolculuğunun uydurulmuş karakterler üzerinden anlatılması fikri oldukça başarılı. ABD'de Lauren Miller isimli bir otel çalışanının Walmart'tan radyo almasıyla başlayan olaylar yine ABD'de son buluyor. Bu sırada o 1 dolar, önce Çin'deki radyo üreticisine sonra demir yolu yapımı için Nijerya'ya, ardından pirinç alımı için Hindistan'a, petrol tedariki için Irak'a, silah için Rusya'ya, bankaya yatırılmak için Almanya'ya, yatırım yapılması için Birleşik Krallığa ve son olarak tüketim için ABD'ye dönüyor. Bunlar olurken o 1 doların ilgili ülkeleri hem ekonomik hem kültürel hem de ilgili ülke vatandaşlarının davranışlarını nasıl etkilediğinden bahsediliyor. Elbette 1 doların tek yolculuğu buradaki hikâye değildir ama olası hikâyelerden biri bu kitapta anlatılan yolculuk olabilir. Ekonomi, özellikle dünya ekonomisini ve doların dünyayı neden ve nasıl etkilediğini merak ediyorsanız bu kitabı değerlendirebilirsiniz. ABD ile Çin arasında süren ekonomi savaşlarının sebepleri de bu kitapta ele alınan başka bir konu. Dili, anlatımı ve içerdiği bilgilerle iyi bir kitap.

Bir alıntı: "Bir Hintliye 'zengin' göründüğünü söylerseniz bundan çıkarılan anlam balıketli göründükleri olacaktır. Bu bir hakaret olarak görülmüyor. Hindu tanrıları belirgin bir biçimde tombul olma eğilimindedir; ülkede bol bol yemek yemeye bu kadar önem verilir. Ne yani, burası yiyeceğin bol bulunduğu, yalnızca kuş sütünün eksik olduğu bir yer midir? Ne yazık ki bunu düşünmemek için çok sebebimiz var." (s.103).

Bilim Ne Değildir? Bilim Ne Değildir? / Bilim Ne Değildir?

Varlığından haberdar olur olmaz edindiğim kitabı okuma hızım da oldukça yüksek oldu. Eserde, yazarın yeni-ateist olarak adlandırdığı başta Celâl Şengör olmak üzere, bir grup araştırmacının (Richard Dawkins, Daniel Dennett, Christopher Hitchens, Sam Harris vd.) yazdıkları ve söyledikleri üzerinden, kendi ideolojilerini kabul ettirmek üzere, bilimi bir ikna aracı olarak nasıl kullandıkları ve bunlara verilen cevaplar yer alıyor. Bir Celâl Şengör hayranı olarak başladığım kitaptan sonra Şengör'le ilgili düşüncelerim değişmedi. Bununla birlikte, bilim ve tarih hakkında yeni bilgiler öğrendim. Yazarın sosyoloji alanındaki çalışmaları hayranlık uyandırıcı. Kitabın bazı kısımlarındaki atıfları kendi eserlerine yapması da yazdıkları konusunda yetkin olduğunu gösteriyor. Yine de yazarın yeni-atesitlere yönelik eleştirilerinden bazılarını abartılı buldum. Yer yer şahsileşen ifadeleri de bu kanımı destekledi. Konu inanç olunca her iki tarafın da ileri süreceği delillerin (ya da delil olduğu düşünülen örneklerin) yeterli olamayacağına inanıyorum. Ek olarak, popüler bir bilim insanı olarak Şengör'ün söylediklerinin doğru ya da yanlış olsun daha çok insanı etkileyebileceğini kabul ediyorum. Kim tarafından ifade edilirse edilsin, yazılan ve söylenenlerin duyanlar tarafından da incelenmesi sorumluluğu var. Bu yüzden din konusundaki gerçek arayışı hiç bitmeyecek ve belki de gerçekliğe ulaşmamız için ölmemiz gerekecek. Bu sebeple, tanrı ve dinler hakkındaki gerçek bilgiye, "uğrunda ölünecek bilgi" diyorum ki bunu öğrenmek için de "öleceğiz". Kitabın zengin bir kaynakçası var. Yeni-ateistlere verilen cevapları merak etmeseniz bile bilim tarihi hakkında bir şeyler öğrenmek için dahi faydalı bir kitap.

Bir alıntı: "Dünya'nın bugüne kadarki ömrünün 24 saat olduğunu varsayarsak, insanlar bu 24 saatlik sürenin son 3 saniyesinde ortaya çıktılar." (142. dipnot açıklaması, s.86).

Şifa Veren Masallar Şifa Veren Masallar / Şifa Veren Masallar

Clarissa P. Estés'in Kurtlarla Koşan Kadınlar isimli kitabı, masalların (buraya hikâyeleri de dahil edebiliriz) insanları tedavi edebileceğini söylüyordu. Elbette masallar ve hikâyeler insanların sorunlarını çözmede, onlara yaklaşımlarında yeni bakış açıları elde etmelerini sağlayabilir. Tabi buradaki şart, masaldaki metaforları çözebilmek. Yani masalın kelimeleri arkasındaki gizli anlamı bulabilmek. Şifa Veren Masallar'da "Masalın Kalbine Yolculuk" başlıklı 17 sayfalık bölümde de buna değinilmiş. Yazara göre, bir masalı anlamak için iki kapıdan geçmek gerekiyor. Bu kapılar, kalp ve akıl kapıları. Önce kalp kapısından giremediğimiz bir masalı anlamamızın, o masalı ruhumuzda hissetmemizin mümkün olmadığını söylüyor yazar. Hatta ekliyor; "Önce akıl kapısından girmeyi zorlarsanız nihayetinde masala inanmayan bir düş kırgını olabilirsiniz."

Masala kalp kapısından girmek de kolay olmasa gerek. Burada bir açıklayıcıya, bir yol göstericiye, bir rehbere ihtiyaç olabilir. Kitapta dokuz masal var ama masalların anlatıldığı yaralı kadının kendi hikâyesi de sayılırsa toplam 10 masal var denilebilir. Dokuz masalı sırasıyla kırmızı, siyah ve beyaz yılanlar anlatıyor.

Kendi adıma masallardaki metaforları belki de ihtiyaç duymadığımdan anlayamadım. Bana sadece birer hikâyeymiş gibi geldiler. Estés'in kitabını okurken de aynı şey olmuştu. Belki de yazarın ifade ettiği gibi, "önce akıl kapısından girmeyi denedim", bilemiyorum. Eğer öyleyse, yine yazarın tanımlamasıyla, "masala inanmayan bir düş kırgını olabilirim". Gerçi, masal okumayı severim ama rehbersiz çıkılan yolculuklarda kaybolmak, aradığını bulamamak normaldir sanıyorum.

Eserde, masallara başlamadan önce ve kitabın sonunda tekrarlanan dörtlüğü burada paylaşmak isterim. "Bir kadın vardı. Yüzü yaralıydı. Ruhu dağınıktı. Yol üstünde kalmıştı. Öylece, yol üstünde, durmuştu."

Bir alıntı: "Bende olan sende varsa, sende olan da bende var demektir. Bu benim sırrım. Görüyor musun? Bendeki sende, sendeki bendeyse işte o vakit hak edişlerin vaktidir. Hazineye giden yolu bulmuşsundur." (s.143).

İmza Hikâyeler Yaratmak İmza Hikâyeler Yaratmak / Creating Signature Stories

Yazar David Aaker dünyaca bilinen bir marka uzmanıdır. Bu kitabında, marka uzmanlığını, gittikçe popüler olan hikâye anlatıcılığı alanına da taşımış. Esere adını veren imza hikâye, "ilgi çekici, özgün, markanın vizyonunu, müşteri ilişkilerini, kurumsal değerleri ve stratejiyi netleştiren stratejik bir mesaj veren ya da bu mesajı destekleyen ya da güçlendiren bir anlatı" olarak tanımlanmış. Açıkçası, kitabın daha doyurucu olmasını bekliyordum. Eserin başında arka arkaya verilen altı hikâye var. Tüm kitap neredeyse bu altı hikâye üzerinden yazılmış. Hikâyelerle ilgili bir kitapta daha çok hikâye bekledim. Bununla birlikte, yazarın marka uzmanlığını satırlarda bulmak mümkün. Hikâyelerin markaların gelişimini nasıl ve ne yönde etkileyebileceğine dair iyi cümleler var. Yazarın kurucusu olduğu marka danışmanlık şirketi Prophet'in büyük bir hikâye havuzu varmış. Bu havuzu kullanmakta cimrilik etmiş Aaker. Pazarlama algı yönetimi ise hikâye anlatıcılığı da bu algı yönetiminin büyük bir parçası olmalı.

Bir alıntı: "İyi bir sunum zayıf bir hikâyeyi kurtaramaz, ancak kötü bir sunum iyi bir hikâyeye zarar verir." (s.153).