Kitaplar

Keyif Verici Maddelerin Tarihi: Cennet, Tat ve Mantık Keyif Verici Maddelerin Tarihi: Cennet, Tat ve Mantık / Das Paradies, der Geschmack und die Vernunft. Eine Geschichte der Genußmittel

İnsanlık tarihi tuhaf olaylar, rastlantılar ve sebep-sonuçlarla dolu. Keyif verici maddelerin tarihi de bu durumun bir istisnası değil. Yazar Schivelbusch, bu tarihi baharat, kahve, çikolata, tütün, alkol ve uyuşturucular üzerinden okuyucuyla buluşturuyor. Bu maddelere ek olarak, tütün ve alkolle ilgili ritüel ve tüketildikleri mekanlarla ilgili bilgilere de yer veriyor. Kitabın tamamında konuyla ilgili resimlere de yer verilmiş. Böylelikle, keyif verici maddelerin sanatsal tarihini de şahitlik edebiliyor okuyucu. Gerçi, siyah beyaz basılan bu resimlerin bazıları pek iyi bir kalitede değil. Bu yüzden google'da arama yaparak dijital nüshalarına bakmak iyi olabilir. Eğlence ve bilgi dolu bir kitap.

Bir alıntı: "Raleigh'in uşaklarından biri efendisini tütün içerken görünce, ateş olmayan yerden duman çıkmayacağını düşünerek, efendisinin içten içe yandığına hükmeder. Bir kova suyla 'yangını' söndürür." (s.106).

Hesap Lütfen Hesap Lütfen / Hesap Lütfen

Dışarıda yemenin tarihini özellikle İstanbul mekânları özelinde aktaran kitap, lokantadan restorana, pastanelerden Mc Donalds'a, gazinolardan bahşiş vermeye kadar uzanan geniş bir konu yelpazesinde okuyucusunu bilgilendiriyor. Eser boyunca, bazı fotoğraflar ve yazarların kendi deneyimleri de okumaya eşlik ediyor. Bu anlamda eser için "duygusal" bir kitap da denebilir. İstanbul'u bilen okuyucuların kitaptan çok daha fazla zevk alacağını düşünüyorum. Zira bahsedilen mekânları bilmek okumaya ayrı bir anlam katıyor.

Bir alıntı: "1680 yılında İtalya'da yemeğin yenme sebebine ve yemeğe katılanların karakterine göre değişen 26 farklı peçete katlama tekniğinin olduğu biliniyor. Fransızlar, 'Bu işi biz daha iyi yaparız,' demiş olacak ki VII. Charles zamanında sarayda bu tekniklerin sayısı 400'ü bulmuş." (s.108).

Kolomb'dan Davidoff'a Tütün Kolomb'dan Davidoff'a Tütün / Auf leichten Flügeln ins Land der Phantasie: Tabak und Kultur von Columbus bis Davidoff

Tütün içmeye bir zamanlar "kuru sarhoşluk" ve "duman sarhoşluğu" dendiğini biliyor muydunuz? Evet, Avrupa'da kullanılmaya başlandığı dönemde, tütün içmenin bir tür sarhoşluk yaratmasından dolayı, alkole bağlı sarhoşluktan esinlenilerek "kuru sarhoşluk" denmiş. Yazar Bluhm, tütünün Güney Amerika'dan Avrupa'ya gelişi, dünyaya yayılışı ve kullanım türleri hakkında okuyucuyu bir yolculuğa çıkarıyor. Burada, saf tütünden puroya, pipodan enfiyeye, son olarak sigaraya uzanan yolculuk; yasaklar, sağlık, ticaret ve oluşan kültürle açıklanıyor. Bu yolculukta nedense nargileye hiç değinilmemiş. Bununla birlikte, Avrupa ve Amerika'da bir zamanlar çok iyi bilinen Türk tütününden bir iki cümle hariç hiç bahsedilmemiş.

Kitabın en önemli özelliği, tütün tarihine sanat açısından yaklaşması. Tütünün özellikle sinema, resim ve edebiyatta işlenişini öyle çok örnekle göstermiş ki, kitabı bitirdiğinizde elinizde izleyecek birkaç film ve okunacak kitap isimleriyle kalıyorsunuz. Bu yüzden, kitaba "sanatta tütünün tarihi" ismi bile uygun olabilirdi.

Resimlerle süslü eserde dokuz bölüm var. Bunlardan bazıları: Hafif Kanatlarla Hayaller Diyarına, Ben Bir Beyinim, Kuru Sarhoşluk, Kutup'ta Bir Puro isimlerini taşıyor. Son sayfalarda ise bir "Mini Puro Sözlüğü" paylaşılmış. Tütüne dair övücü sözlere yer veren kitap, çok kapsamlı bir araştırmanın sonucu ortaya çıkmış.

Bir alıntı: "Devletin korumacılığı ile vergi kazancı arasındaki hassas dengeyi 1814'te Talleyrand çok güzel örneklemiştir. Bir hanım şu korkunç tütün alışkanlığına karşı bir önlem alınmasını istediğinde, Talleyrand şöyle cevap verir: 'Haklısınız madam, tütün içmek ve enfiye çekmek kötü alışkanlıklar ve eğer siz bana devletin kasasına yılda yüz yirmi milyon frank akıtacak iki erdem söyleyebilirseniz tütünle derhal mücadeleye girişirim.'" (s.87).

Tarihimizde Garip Vakalar Tarihimizde Garip Vakalar / Tarihimizde Garip Vakalar

Okuduklarınıza şaşırmak mı istiyorsunuz? "Aaa! Öyle miymiş?" mi demek istiyorsunuz? Biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz okumak ama bu okumayı kısa tutmak mı istiyorsunuz? O zaman "Tarihimizde Garip Vakalar" kitabı tam aradığınız şey. 16 ve 17. Yüzyıl Osmanlısının bilinmeyen (en azından ben büyük kısmını bilmiyordum) olaylarını eğlence dolu bir dille anlatan kitap, her sayfadan sonra bir sonrakini okumaya itecek özellikte. Kitabın sonunda verilen küçük sözlük, bu eğlence dolu dilin anlaşılmayan kelimelerini açıklıyor. Pek ihtiyaç duyulacağını sanmıyorum ama yine de düşünceli bir girişim olmuş. Tarih kitaplarında verilen bazı sebep-sonuç ilişkilerinin daha derininde nelerin olduğunu yine bu kitapta bulabilirsiniz; özellikle, yeniçerilerle ilgili olanları. Kendiniz okumuyorsanız hediye olarak da alabilirsiniz. Hediye edeceğiniz kişi bir tarih meraklısıysa size teşekkür edecektir. Yine de bu teşekkür, hediye alanın nezaketine de bağlı tabi. :)

Bir alıntı: "Kadehi bir yudumda yuvarlayan baldırı çıplak ayyaş da ya bir üzüm tanesini yahut mevsimine göre bir meyveyi meze yapardı, çoğu da ağzını elinin tersiyle silip gider, buna da 'yumruk mezesi' denilirdi." (s.53).

Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği Yerdir Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği Yerdir / Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği Yerdir

Kitap, Hallac-ı Mansur'u tanıtsa da daha çok, yayına hazırlayanın fikirlerini esas alıyor. Bu serinin diğer kitaplarında da olduğu gibi, öz bir anlatım tercih edilmiş; kısa sürede bitirilebilir. Başlıklar, Hallac-ı Mansur'un ölümüne sebep olan "Ene-l Hak (Ben Hakkım ya da Hakk bendedir)" düşüncesi üzerinden oluşturulmuş. Dikkat çekici birkaç hikâye var kitapta. Örneğin, "Mutluluk anlamaktır" başlığı altındaki hikâye, aslında mutluluğun aranacak bir şey olmadığını anlatıyor. Mansur'un taşlanması sırasında, taşlar bedenine değdiğinde "gık" bile dememesi ama dostu Şibli'nin attığı gül değince feryat etmesi de ilgi çekici bir anektod.

Bir alıntı: "İnsan doğası gereği hızdan değil, sakinlikten beslenir. İnsan durulunca coşan bir ırmaktır." (s.34).