Filmler

Yağmurcu Yağmurcu / The Rainmaker

Rudy Baylor (Matt Damon) kenar mahallelerde büyümüş, alkolik babasının devamlı kötü muamelesine maruz kalarak büyümüş, genç ve işsiz bir hukuk öğrencisidir. Geçimini sağlamak için bir süre barlarda çalışmak zorunda kalmıştır. Güçlükle bulduğu bir işte ise çok büyük ve güçlü bir sigorta şirketine karşı tek başına ayakta durması gerekecektir. Bu davada, orta gelirli ailenin 22 yaşındaki oğulları lösemi hastasıdır ve sigortalı olmasına rağmen tedavisi karşılanmamıştır.

Yine bir hukuk sistemi eleştirisi. Para ve güç mü kazanacaktır yoksa hak ve masumiyet mi? Baylor avukat olur olmaz ele aldığı ilk davasında önemli tecrübeler edinecektir. Filmin işleyişi, 2000 yapımı Erin Brockovich filmini hatırlattı. Bu filmde de bu kez avukat olmayan Erin, kararlılığı sayesinde, masum ailelerin büyük bir şirkete karşı dava kazanmasına yardım ediyordu.

Filmden alıntılar: "Derler ki, bir cinayet işlediğinde en az 25 hata yaparsın ve sonra 5 tanesini hatırlarsan şanslısındır."

"Her avukat, her davada en az bir kere, aslında geçmek istemediği bir çizgiyi geçtiğini hisseder. Sadece oluverir ve eğer yeteri kadar çok geçerseniz, o çizgi sonsuza dek kaybolur. Sonra bir diğer avukat esprisinden başka bir şey olmazsınız, yani 'kirli sudaki bir diğer köpekbalığı'".

İzlenebilir.

Karanlıkta Bir Çığlık Karanlıkta Bir Çığlık / A Shot in the Dark

Mösyö Ballon'un evinde bir çok girdi çıktısı olan bir olay yaşanır ve bunun sonucunda bir kişi ölür. Bütün deliller evin güzel hizmetçisi Maria Gambrelli'yi katil olarak gösterir. Bu karmaşık cinayeti araştırmak için Müfettiş Clouseau görevlendirilir. Clouseau, Gambrelli'yi görünce tüm deliller aksini gösterse de onun katil olmadığına inanır ve araştırmalarına başlar. Ancak Müfettiş Clouseau'nun etrafından da sakarlıklar, kazalar ve olaylar hiç eksik olmaz.

Filmde hoş sahneler bulunsa da açılış bölümünde yer alan evdeki hareketlilik ve bu karelere eşlik eden bir Henry Mancini şarkısı olan ve Elsie Bianchi tarafından seslendirilen "The Shadows of Paris" şarkısı dinlemeye değer. Şarkının Youtube linkini aşağıda paylaşıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=tH25Baubkew

İzlenebilir.

Merhaba Dünya Merhaba Dünya / Being There

Chance (Peter Sellers) kendini bildi bileli Washington 'da bir zengin evinin bahçıvanlığını yapan orta yaşlı, saf ve biraz da zeka özürlü bir adamdır. Bütün ömrünü bu malikânenin bahçesinde kendisine ayrılmış bir odada geçiren Chance'in dış dünya ile hiç teması olmamıştır. Dış dünya hakkında bildiği her şey patronunun kendisine verdiği televizyonlardan seyrederek öğrendiklerinden ibarettir. Temasta bulunduğu diğer bir kişi de yemeklerini yapan ve ona bir çocuk gibi bakan siyahi hizmetçidir. Bir gün hamisi olan yaşlı milyoner ölünce kendisini birdenbire gerçek dünyanın içinde bulur. Patronunun kendisine vermiş olduğu eski takım elbisesini de giyerek şehrin kendisine çok yabancı olan sokaklarına dalar. Bu şık ama eski moda elbiseler içinde, başında fötr şapkası elinde bavulu ve şemsiyesi ile amaçsızca gezinirken kendisine bir limuzin çarpar. Limuzinde politik olarak da çok etkili zengin bir işadamı olan Benjamin Rand'ın eşi vardır. Chance bu sayede hem politikaya hem de belki de ABD başkanlığına gidecek yola girmiş olur.

Tüm bildiklerini TV'den öğrenen, bir ilkokul çocuğunun anlayabileceği sadelikte konuşan ve kısa cümleler kuran Chance, etrafındaki zeki insanların onu "bilge" sanmasıyla, kendini farklı bir hayatın içinde bulur. Film bu anlatımıyla, "Şeyh uçmaz, mürit uçurur." sözümüzü doğruluyor. Anlatım tarzı olarak "Forest Gump" filmine ilham olduğunu düşündüğüm film, ilgi çekici göndermelere sahip. Filmin finalinde "batmayan" bir kahraman görüyoruz.

İzlenebilir.

...Ve Herkes İçin Adalet ...Ve Herkes İçin Adalet / ...And Justice For All

Amerikan adalet sistemi üzerinden tüm adalet sistemlerine yöneltilen bir Amerikan eleştirisi. Bakılması gereken şey nedir? Kanunların katı bir şekilde uygulanması mı yoksa konunların durumlara uyarlanması mı? ya da  kanunlar, kişilerin güçlü ya da zayıf olmalarına göre farklı yönlerde kullanılabilir mi? Çok katı ve dediğim dedik bir ceza hakimi bir kadına tecavüzden yargılanırsa, bu sadece adi bir dava mıdır yoksa politik bir savaş mıdır? Dürüst bir avukat olan Arthur Kirkland'ın hikâyesinde, yozlaşmış adalet sisteminin karar verici, savunucu, denetleyici, hükümlü ve masum taraflar açısından ne tür boyutlar kazandığını izliyoruz. Filmdeki hiç kimsenin yerinde olmak istemezdim. Filmin adından da anlaşılacağı üzere: "Herkes için adalet" şart.

İzlenebilir.

Carnal Knowledge Carnal Knowledge / İlk Defa

Üniversite arkadaşı iki genç olan Jonathan ve Sandy'nin yirmi yıl boyunca yaptıkları cinsel aykırılıklar ve kaçamaklar anlatılıyor. Kadın düşmanı Jonathan ve utangaç, nevrotik Sandy, bir ilişkiden diğerine koşarlarken, uzun bir duygusal işlevsizlik listesini biçimlendiriyorlar. Filmi Freud yazsaydı, Jonathan'ın anne sevgisinden mahrum olarak yetiştiğini söylerdi sanırım. Filmin sonunda, Jonathan'ın çocukluğundan beri tanıştığı kadınların fotoğraflarının yer aldığı slayt gösterisini arkadaşı ve onun sevgilisiyle paylaşması ilginçti. Bir tür "kadın koleksiyoneri" gibi yaşamış. Tabi kaçınılmaz son onun için de kaçınılmazdı.

Bir alıntı: "Bu da Rosalie. Tıpkı Elizabeth Taylor'a benzerdi. Ondan çok etkileniyordum ve asla yanına yaklaşmıyordum. Biz o günlerde hayaller kurardık."