Kitaplar

Kırmızı Pazartesi Kırmızı Pazartesi / Crónica de Una Muerto Anunciada

"Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün..." bu başlangıç, romanın başlangıcı. Öldürüleceği bilinen bir adamın ölüm gününde başına gelenler, olaya şahit olanların cümleleri çerçevesinde olaydan 23 yıl sonra aktarılıyor. Nasar, kendisinin itham edildiği suçu(!) işlemiş mi bilinmez. Zira romanda buna dair hiçbir işaret yok. Şehirdeki neredeyse herkesin bu cinayetin işleneceğini bilmesine rağmen hiçbir şey yapamaması ya da çaba gösterenlerin amaçlarına ulaşamaması, 2012 yapımı 38 Şahit isimli filmi düşündürdü. Filmde de gerçek bir olay işleniyor: Bir cinayete şahit olan en az 38 kişinin, bir başkasının polisi aramış olabileceği ya da olaya müdahale edeceği gerekçesiyle harekete geçmemesi bu filmin konusunu oluşturuyor. Buna literatürde "Bystander Effect" yani "İzleyici Etkisi" deniyor. Bu etki şöyle diyor: Bir olaya şahit olanların sayısı arttıkça, bu kişilerin o olaya müdahale etme ihtimalleri zayıflar. Olacak olan, olacaktır. Márquez'in romanında da belirttiği gibi, "Kader bizi görünmez kılar." Bazen hiçbir çaba, ilgili olayı önlemeye yetmez. Nasar üzerine atılı suçu(!) işlemiş olsa bile sonuçları böyle olmamalıydı. Olaylar sırasında şehri gemiyle ziyarete gelen piskopos olayı ise tam bir "sis" oluşturmuş. Çünkü sokaklardaki gürültülerin sebebi olarak bu ziyaret, iyi bir gerekçe meydana getirmiş. Zaman zaman olayın akışını ve isimleri karıştırsam da Albert Camus'un Yabancı isimli öyküsünün yanına koyabileceğim bir okuma oldu. Bir rastlantı eseri olarak, kitaba bir pazartesi günü başlayıp aynı gün bitirmenin de anısı kalsın :)

Bir alıntı: "İşin aslına bakılırsa, Vicario kardeşler Santiago Nasar'ı hiç kimsenin haberi olmadan, hemen öldürmek için gereken hiçbir şeyi yapmamışlardı, tam tersine biri çıkıp da onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye başvurmuşlar ama bunu sağlamayı başaramamışlardı." (s.49).

Dünya Nasıl Yönetilir? Hevesli Diktatörün El Kitabı Dünya Nasıl Yönetilir? Hevesli Diktatörün El Kitabı / How to Rule the World: A Handbook for the Aspiring Dictator

Kapağına bakıp aldanmayın. Son zamanlarda okuduğum en eğlence dolu kitaptı. Gerçek midir bilinmez, kitabın sonundaki bilgilere göre, kendisi de darbe yapmayı denemiş yazar, edindiği bu deneyimi kitap sayfalarına taşımış. 144 sayfalık kitapta 13 bölüm var. Bu bölümler herhangi bir kişide dünyayı yönetme fikrinin ortaya çıkışından, emeklilikte neleri yapması veya yapmaması gerektiğine kadar çeşitlilikte öneriler içeriyor. Her bölüm içinde ünlü bir liderin hayatı başlıklar halinde veriliyor. Kitaba eşlik eden karikatürler de konuyla ilgili çizimlerden oluşuyor. Birkaç saat içinde okunabilecek kitap, yazarın önerisine göre bir başucu kitabı. Yazar, kitabı yanımızdan hiç ayırmamamızı ve motivasyonumuzu desteklemek için ara ara okumamızı hatta ilgili satırları ezberlememizi tavsiye ediyor. Kitapta güç ve yönetime ilişkin özlü sözlere de yer verilmiş ve hatrı sayılır düzeyde örnek olay içeriyor; bunlardan bazıları da Türkiye'yle ilgili. Ağır kitaplara bir ara vermek, diktatörlüğün aşamalarını eğlenceli bir dille okumak istiyorsanız bu kitabı seçebilirsiniz.

Bir alıntı: "Devrimlerle ilgili genel bir yanlış anlama mevcuttur: Bunların halk hareketleri olduğu zannedilir. (...) Hayır, halk futbol maçı izler ve ekmek için kuyruğa girer: Devrim filan başlatmazlar." (s.53).

Sosyal Medya Canavarı Olmak İster misin? Sosyal Medya Canavarı Olmak İster misin? / Sosyal Medya Canavarı Olmak İster misin?

Belki bir sosyal medya canavarısınız belki de sosyal medyaya yeni yeni giriyorsunuz. Her iki durum için de bu kitap faydalı bilgiler içeriyor. Özellikle, sosyal medyada nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili samimi cümleler var kitapta. Yazar buna "kişisel marka konumlandırma" adını vermiş. Geleneksel özgeçmişin yerini sosyal medyanın aldığı iddiasına da katılmamak mümkün değil. İnsanların kim olduklarını, nelerle ilgilendiklerini hatta o anki duygu durumlarını sosyal medya paylaşımlarından anlamak mümkün olabiliyor. Kitap; Facebook, Twitter, Instagram, Youtube ve LinkedIn özelinde işe yarayacak öneriler paylaşıyor; bunu yaparken de araştırma sonuçlarından faydalanıyor. Bazı bölümlerin sonunda verdiği kısa röportajlarda da konuyla ilgili uzmanların görüşlerini okuyoruz. Sosyal Medyada Kriz Yönetimi, Kişisel Marka Konumlandırma, Sosyal Medyada Profil Oluşturmak bölümleri ilgimi çeken başlıklar oldu. Yukarıda saydığım sosyal medya mecralarında başarılı olabilmek için de her bir mecraya ilişkin öneriler bölümler halinde verilmiş. Özellikle, profesyonel sosyal medya yönetimiyle ilgili yararlı bilgiler, örnekleriyle birlikte bu kitabın sayfalarında.

Bir alıntı: "ABD eski başkanı Barack Obama katıldığı bir konferansta siyasete ilgi duyan öğrencileri sosyal medya kullanımlarıyla ilgili uyarıp, 'Lise boyunca yaptığım her şeyin fotoğraflarına sahip olsaydınız, muhtemelen ABD Başkanı olamazdım' diyordu." (s.39).

Yılanlar,Gündoğumları ve Shakespeare Yılanlar,Gündoğumları ve Shakespeare / Snakes, Sunrises, and Shakespeare

Amerikalı evrim biyoloğu Gordon H. Orians'ın yazdığı kitaptan daha fazlasını beklemiştim. Özellikle korkularımıza dair daha çok açıklama umuyordum ama pek öyle olmadı. Evet, beğenilerimiz (özellikle, ağaçlarla ilgili olanlar) ve korkularımızla (özellikle, zarar verici unsurlardan korunma) ilgili satırlar yok değil ama bunlar ikna edici biçimde verilmemiş. Örneğin, yazar, geçmişte kadınların ağaçta, erkeklerin ise ağaç diplerinde uyumasını gerekçe göstererek, bugün kız çocukların yataklarının altından bir şey çıkacağını; erkek çocukların ise yan taraflarından (dolap) tehlike beklediklerini söylüyor.

Kitabın altıncı bölümü olan "Yerleşmek ve Yurt Tutmak" isimli başlıkta, ağaçlarla ilgili gereğinden fazla bilgi verilmiş. Bu kısım benim için en zor okunan kısım oldu. Son bölümde, doğaya evrimsel bir bakışla yaklaşmanın, bilimsel açıdan ne gibi katkılar sağladığı açıklanmış ki, bu kısmı başarılı buldum.

Kitap 11 bölümden oluşuyor ve bu bölümlere ilgi çekici isimler verilmiş: "Islıkla Bal Aramak", "Fidye Olarak Biber" ve "Müzikal Maymun" bu isimlerden bazıları. Bazı konuların resimlerle örneklenmesi de kitabın başarılı işlerinden biri olmuş. Kitabın yedinci bölüm ve sonrası ilgimi daha çok çekti. Evrime ilgi duyanlar için öğretici bir okuma olabilir.

Bir alıntı: "Charlie Chaplin'in ayakkabıdan dört başı mamur bir sofra kurması, kötü zamanlarda insanların açlıktan ölmemek için neler yiyebileceğine dair ipuçları barındırır." (s.131).

Kazan Töreni Kazan Töreni / Kazan Töreni

1957 yılında, İtalya'da yapılan Dünya Mizah Hikâyeleri Yarışması'nı üst üste ikinci kez kazanan Aziz Nesin, bu yarışmayı, kitaba ismini veren öyküyle kazanıyor. Verilen ödülün adı Altın Palmiye. Kitabın 1957 yılındaki baskısında 24 öykü varmış ama okuduğum 2013 yılı baskısında 23 öykü vardı. Bu öykülerden 10 tanesini beğenerek okudum. Kitabın sonunda "Yankılar" adıyla verilen kısımda, kitabın basıldığı dönemde hem kitap hem de Nesin'in kazandığı ödülle ilgili basında çıkan olumlu ve olumsuz yazılara yer verilmiş. Bu kısım 31 sayfa ve okunmaya değer. Nesin'le o dönem yapılmış iki kısa röportaj da bu başlık altında yer alıyor. Daha önce paylaştığım sözü burada da tekrar edeceğim: "Nesin'in öykülerini okumak dövme yaptırmak gibi; asla bir tanesi ile yetinmiyorsunuz."

Bir alıntı: "Karşı karşıya geldiler mi, çok naziktirler, birbirlerinin arkasından da söylemedik söz bırakmazlar." (s.123).