Kitaplar

Decameron Decameron / Decameron

Bir yazar bu kadar mı samimi olur? Hikâyeleri bu kadar mı kendisini sevdirir? Bitmesini istemediğim bir okuma oldu. On kişinin toplam 10 günde anlattığı 100 hikâyeden oluşuyor kitap. Zaten "Decameron" da "on günlük kitap" demekmiş. İtalyan edebiyatı açısından çok önemli olan kitap, 1350 yılında, kadınlar için yazılmış. Kitabın kapaklarının (iki ciltlik basımını okudum ve ciltlerin kapakları farklıydı) içeriği abartılı bir biçimde yansıttığını düşünüyorum. Çünkü bazı hikâyeler müstehcen olsa da bunlar aleni bir açıklıkla değil de tatlı bir benzetme diliyle anlatılmış. İçindekiler bölümü kitabın sonuna saklanmış (ikinci cilt) ve oldukça ayrıntılı bir içindekiler olmuş bu. İlgili gün kim kral ya da kraliçe, kim hangi hikâyeyi anlatmış hatta hikâyelerin özetine de yer verilmiş burada. Eğer bir kitapçıya giderseniz ve orada bu kitabı görürseniz mutlaka önsöz ve girişi okuyun. Giovanni Boccaccio'nun samimi dili sizi hemen çekecektir. "Decameron adlı kitabın onuncu ve sonuncu günü burada bitiyor."

Bir alıntı: "Belki de, daha sonra yaşamı kurtulsun diye beni ona sevdalandıran Tanrı adına ant içerim ki..." (s.806).

Sakıncalı Piyade Sakıncalı Piyade / Sakıncalı Piyade

Okuduğum kitap, kitabın 1977 yılı Ekim ayında Tekin Kitabevi tarafından yapılan 13. Baskısıydı. 12 Mart 1971 tarihindeki muhtıra olayından sonra Uğur Mumcu'nun kendisi ve arkadaşlarının başından geçen olayları anlattığı eseri çok geç okudum.  Kitap, ismini, Uğur Mumcu'nun askerliğinde yaşadığı kendisiyle ilgili bir istihbarat notundan alıyor. Yıllardır kütüphanemde olmasına rağmen ilgimi çekmemişti. Yanılmışım. Yasakların, şüphenin, cezanın ne boyutlara gelebileceğinin çok net bir ispatı bu kitap. "Güleriz, ağlanacak halimize" cümlesini aklımda tutarak okudum. Okumamışsanız ve elinizde varsa hiç geciktirmeyin, hemen okuyun.

Bir alıntı: "Mide röntgenim çekildi ve 'deodonum ülseri' olduğum anlaşıldı. İnsanın komünist olup olmadığını anlamak çok güç iş: Önce izleyeceksin, sonra fişleyeceksin, telefonunu dinleyeceksin, gözaltına alacaksın, yargılayacaksın, mahkum edeceksin... Oooo, uzun iş. Fakat ülser öyle mi? Film çekiliyor, orada ülser olup olmadığın hemen anlaşılıveriyor." (s.128).

Kelile ve Dimne Kelile ve Dimne / Kelile ve Dimne

Bundan 18 ya da 20 yüzyıl öncesinden gelen bir bilgelik masalları kitabı. Ortaya çıkışı, yazılması, elden ele dolaşması, farklı dillere ve farklı dillerdeki büyük eserlere (örn., Mevlana'nın Mesnevi'si) etkisiyle tam bir zaman direnişçisi. Elimizdeki, orijinalinden muhtemelen farklı bir nüshadır ama bu içindeki masalların değerini kaybettirmiyor. Daha önce Binbir Gece Masalları'nın ilk cildini okuyarak masallar dünyasının tadını hissetmiştim. Kelile ve Dimne ile bu tat bir kat daha arttı. Kelile ve Dimne iki çakalın adı. Biri iyilik diğeri kötülük peşinde olan iki arkadaş. Kitapta ilk iki bölüm onların masallarından oluşuyor. Geri kalan 13 bölüm ise çeşitli konular hakkında anlatılan masallar. Bu masalları özellikle birine okuyor ya da anlatıyorsanız çok daha zevkli olduğunu göreceksiniz. Hikâye anlatmak ve dinlemek, herhalde edebiyatın da başlangıcı burası.

Bir alıntı: "Durumumuz gemi ile yolcuların durumuna benziyor. Yolcular gemi sayesinde boğulmaktan, gemi de yolcular sayesinde parçalanmaktan kurtulur." (s.261).

Roman Gibi Roman Gibi / Comme Un Roman

Kitaplar ve okumaya dair eserleri ayrıca beğeniyorum. Kitap okurken hissedilen duyguları, başka okuyuculardan da duymak, bunlara gülümsemek çok farklı bir haz. Pennac da bu hazzı kitabında 57 alt başlıktan oluşan üç bölüm ve "Okurun Zamanaşımına Uğramayan Hakları" ismini taşıyan dördüncü bölümle yaşatıyor. Daha önce, Mikita Brottman'ın Okuma İlleti kitabını okumuştum, o da oldukça iyiydi. Roman Gibi'de özellikle kitap okurunun hakları ilginç gelebilir. Bunlar; Okumama, sayfa atlama, bir kitabı bitirmeme, tekrar okuma, canının istediğini okuma, 'bovarizm', canının istediği yerde okuma, çöplenme, yüksek sesle okuma ve susma hakları. İki saat gibi kısa bir sürede bitirilebilecek kitap, yolculuklar için ideal bir arkadaş olabilir.

Bir alıntı: "Montesquieu'nun itirafıdır: 'Çalışma, benim için bıkkınlıklara karşı en etkili ilaç olmuştur; bir saatlik okumanın alıp götürmediği bir üzüntüm yoktur.'" (s.63).

Faust Faust / Faust

Bir kitabı 60 yılda yazmak nasıl bir duygu acaba? Faust bir doktordur. Mefistofeles isimli şeytanla anlaşma yapar ve daha önce deneyimlemediği şeyleri deneyimler. Şiir formunda yazılan oyunu çok beğendim. Hatta adına "Faust Etkisi" diyebileceğim bir şey yaşadım. Kitaba konsantre olduğum sırada, telefonumdan bir iletiyi cevaplamam gerektiğinde kitaptaki gibi kafiyeli cümleler yazdım. Çok da zor değilmiş. Doğu Batı Yayınlarının çevirisi çok başarılı. Bunda Çevirmen İclal Cankorel'in emeği büyük elbette. Yıllar önce Emre Yılmaz'ın "Şeytanın Fısıldadıkları" ve Burak Özdemir'in "Levh-i Mahfuz" kitaplarını okumuştum. Fark ettim ki o kitapların da fikir babası Faust'muş. Hatta Faust'un 321. sayfasının sonundaki "Konuşma sanatıdır fısıldamak, şeytanın." cümlesi Emre Yılmaz'ın kitabının isminin nereden geldiğini de gösteriyor. Mümkünse oyununu değilse filmini izleyeceğim. Etkisini uzun süre hissedeceğim harika bir okuma oldu.

Bir alıntı: "Bitti! Aptalca bir söz bu. Neden bitsin ki? Bitmek ve salt yokluk: aynıdır tamamen ikisi de! Ne işimize yarar sonsuz yaratılış? Dönüştürmek yaratılanı hiçliğe? 'Bitti artık!' Nedir bunun anlamı? 'Var olmamıştı hiç', demek gibi bir şey bu, Ve dönüp dolaşıyor daire halinde, sanki varmış gibi! Yeğlerim ben bundan dolayı sonsuz boşluğu." (s.555).