Kitaplar

Gömülü Şamdan Gömülü Şamdan / Der Begrabene Leuchter

Zweig'in daha önce okuduğum tarzı dışında yer alabilecek tarihsel bir roman okudum. Yahudilerin tanrı ve kararlarıyla ilgili çelişkileri hiç bitmeyecek sanırım. Hz. Musa'nın, kendisine tabi olanları Mısır'dan çıkarışında da benzer olaylar olmuştu. Bu kitabı okurken de bir filmi anımsadım: 2008 yapımı God on Trial (Ölümün Soluğu). Bu filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında ölümü bekleyen bir grup Yahudinin tanrıyı yargılamaları konu ediliyordu. Zweig'in kitabı da filmi çekilebilir nitelikte.

Bir alıntı: "Uzun ömründe Roma'nın on imparatorunu ve hükümdarını gömmüştü; onca değerli nişanlarına ve tahtlarına karşın hükümdarların fani insanlar olduklarını, yiyip içtiklerini, dışkıladıklarını, kadınlarla yattıklarını ve öteki insanlar gibi öldüklerini biliyordu." (s.73).

Düşüş Düşüş / La Chute

Parisli bir avukatın kendini değerlendirişi, şehirli modern insanın ikiyüzlülüğü ve bu ikiyüzlülüğünü kendini haklı görerek ve birazda itiraf ederek ortaya koyuşunun romanı. Kitapta çok fazla aforizma cümlesi var. Kitabın baş karakteri Avukat Jean-Baptiste Clamence'nin cümlelerini okurken 2017 yapımı The Square (Kare) filmindeki Christian karakterini anımsadım. Bu filmde de bir sınıf çatışmasından bahsediliyordu. Romanın monolog tarzındaki anlatımını beğendim. Olayların içindeki  baş karakter dışındaki kişilerin hiçbir konuşmasına şahit olunmuyor ama baş karakterin cevaplarından soruları anlayabiliyoruz. Bir yüzleşme kitabı olmuş.

Bir alıntı: "Paris gerçek bir göz cümbüşüdür, dört milyon silüetin oturduğu görkemli bir dekordur. Son sayımda beş milyon mu? Desenize, yavrulamışlar. Şaşmam buna. Bana hep öyle gelmiştir ki, hemşehrilerimizin iki tutkusu var: fikirler ve zina." (s.11).

Aklında Kalsın-Başarılı Öğrenme Bilimi Aklında Kalsın-Başarılı Öğrenme Bilimi / Make It Stick: The Science of Succesful Learning

Kitap kendini şöyle tanımlıyor: "Bu kitap bir eğitim-öğretim kitabı değil, bir öğrenme kitabı. Öğrenme sorumluluğu kişinin kendisindeyken eğitim ve öğretim sorumluluğu toplumsal kurumlardadır."

Sekiz bölümden oluşan eserin, ilk bölümünde, öğrenmeyle ilgili yanlış bilinenlerden bahsediliyor ki buradaki en önemli nokta, "blok çalışma" adı verilen, bir bilginin tekrar tekrar okunarak öğrenileceği iddiasının bilimsel deneylerle çürütülmesi. Yazarlar, kalıcı öğrenme için şunları öneriyorlar: 1.Öğrendiklerinizi kendinize sorular sorarak sürekli "geri çağırın". 2.Aynı anda tek bir konu yerine, birbiriyle bağlantılı olabilecek konuları birlikte çalışın. Yani "harmanlayın". 3.Öğrenirken ne kadar zorlanırsanız bilgi o nispette kalıcı olur; "zorlukları kucaklayın". 4.Bir metne aşina olmak başka, o metni kalıcı olarak öğrenmek başkadır; "bilme yanılsamalarından kaçının". 5.Zekâya ya da doğuştan gelen yeteneklere takılmayın. Yeterince çalışılırsa herkes bir konuda uzman olabilir; "öğrenme stillerinin ötesine geçin". 6.Kendi öğrenme yönteminizi keşfedin; "becerilerinizi geliştirin".

Eserde pek çok kimsenin öğrenme hikâyesine yer verilmiş. Her bölümün sonunda yer alan "Faydalı Bilgiler" başlığı altında, o bölümde bahsedilen konular özetlenmiş. Bu uygulamayı başarılı buldum. "Aklında Kalsın" isimli son bölümde ise öğrenci, öğretici ve eğitimcilerin kullanabileceği yöntemler anlatılmış.

Öğrenilen bilgileri hafızadan geri çağırmakla ilgili olarak, "Mnemonic yöntem" adı verilen uygulama ilgi çekici. Mnemonic kelimesi Yunanca'da "bellek" anlamına geliyormuş. Mnemonic araçlardan biri, Sherlock Holmes dizisinde, kahramanımızın kullandığı yöntem olan "hafıza sarayı" aracı. Bu araçla ilgili olarak kitabın 7. bölümünden sonra birkaç örnek paylaşılmış. Mark Twain'in yöntemini ilginç buldum.

Kitap çok akıcı değil. Sıkıcı da sayılmaz. Öğrenmeye meraklıysanız sayfalar birer birer bitecektir. Benim için faydalı bir okuma oldu.

Bir alıntı: “Zekâyı, insanların entelektüel beygir gücünü açıklayacak ve onların potansiyellerinin adil bir göstergesi olacak şekilde nasıl tanımladığımız ve ölçtüğümüz sorunu, yüz yıldır bizimledir." (s.164).

"Ben Böyle Düşünüyorum!" Demekle Olmuyor / "Ben Böyle Düşünüyorum!" Demekle Olmuyor
Kitapta yapılan tanımıyla, "Akıl yürütme yetisinin hatalı kullanımı anlamına gelir, bir yöntem sorunundan ibarettir, safsata." 
Bir zaman önce, 2001 yılında Boyut Yayınları'ndan çıkan "Safsata Kılavuzu" kitabının bir nüshası internette ücretsiz olarak okuyuculara sunulmuştu. Kitabı bulamadığım için bu ücretsiz nüshadan okumuştum. İlgili kitapta yer alan bilgilerin yer aldığı site hâlâ çalışır durumda ve şu adresten ulaşılabilir: http://www.safsatakilavuzu.com/ 
"Ben Böyle Düşünüyorum!" Demekle Olmuyor kitabı da "Safsata Kılavuzu"nun geliştirilmiş hali oluyor. Eser yedi bölümden oluşuyor. Önce, mantık, düşünmek, dil, şuur, a priori, a posteriori gibi kavramlar ve bunlarla ilgili açıklamalar var. Bu kısımlarda, bilim ve düşünce tarihinden pek çok örnek okuyorsunuz. Önceki kitabın da alt başlığı olan "Laf Ola, Beri Gele" başlıklı dördüncü bölümde safsata türleri 10 başlıkta örnekleriyle açıklanıyor. Altıncı bölüm mantığın üç türünden; klasik mantık, diyalektik mantık ve çok değişkenli mantıktan bahsediyor. Kitabın büyük kısmı, bu çok değişkenli mantıkla ilgili aslında. Son bölüm ise Bart Kosko'nun "Tanrıyı Savunmak" makalesinin bir uyarlamasıyla son buluyor. Bu bölümde Kosko'nun, Harari'nin Homo Deus'undakine benzer gelecek öngörüleri yer alıyor.
Alt başlıklara verilen isimler de ilginç: "pencere". Yazar bunun gerekçesi olarak, Windows işletim sisteminden esinlendiğini söylüyor. Bir de "Necefli Maşrapa" başlıkları var. Bunlar da tek televizyon zamanıyla ilgili; anametni açıklayan bilgiler bu başlıkla verilmiş.
Son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaptı. Safsataların hepsini (50'den fazlalar) akılda tutmak kolay olmasa da bunlarla her gün her yerde (sosyal medya, TV, gazete, kitap vd.) karşılaştığımızı düşünürsek, farkındalığı arttıran bir kitap olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Mantıkla kurulmuş gibi görünen bir cümlenin aslında ne kadar çok safsata içerebileceğine şahit oldum. İncelemesini yaptığım bu satırlarda bile o safsatalardan bulunabilir :) Kitabın dizgisinde tuhaf bir durum vardı. Sıklıkla, noktalama işaretleri ile sonraki kelime arasında boşluk yoktu. Bazı kelimeler yineleme olmadıkları halde iki kez yazılmıştı. Bazı kelimelerin ise hecelerinden biri eksikti.
Bilimsel yöntem, bilim tarihi, mantık, bulanık (saçaklı-fuzzy) mantık konularına ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir kitap.
 
Bir alıntı: "Diyalektik materyalizm, gerçekliği çözümlemek için kullanılan bir araçtır, dogmatik inançları değil. Yaygın bir dünya görüşü olamadıysa, bundan sadece Marksistler değil, insanlara statükoyu nasıl değiştirebileceklerini öğreten bir felsefeden hoşlanmayan iktidar odakları da sorumludur." (s.156).
Kazâ Sözleri ve Öteki Metinler Kazâ Sözleri ve Öteki Metinler / Kazâ Sözleri ve Öteki Metinler

En hızlı okuduğum kitap oldu. 25-30 dk süren bir yolculuktu. Tasarımı, pazarlama yöntemi ve içindekilerle sıra dışı bir kitap. Tasarımda, yaklaşık 23,5X11 cmlik bir kağıt boyutu kullanılmış. Bu da ince, uzun bir kitap oluyor. Jenerik sayfaları dahil 124 sayfa. Pazarlama yöntemi, kitap 1000 adet basılıyor ve sadece 888 tanesi satışa sunuluyor. İkinci baskısı yapılmayacak kitabın, bu 888 nüshasının her birine de bir numara verilmiş. Bunlardan 436 numaralı kitabı okumak kısmet oldu. Kitabın fiyatını içeriğine göre yüksek buldum ama deneyim açısından bu parayı hak edebilir. Bu değerlendirme de okuyucudan okuyucuya değişecektir elbette. İçerik, kitap dört bölümden oluşuyor. İlk bölümün adı "Kar Kapkara" ve "Hecelemeler" adı verilmiş, kelimelerin yarıda kesilerek yeni kelimeler oluşturduğu 25 kısa şiirden oluşuyor. Kelimeleri hecelere bölerek yeni kelimelerin oluştuğunu görmek ilginç oldu. İkinci bölümün adı "Görüntüler". Burada da her bir sayfaya birkaç tane olmak üzere, bazı durumların (bir yerde fotoğrafın) tasviri yapılmış. Üçüncü bölümün adı "Pusulalar". Her bir sayfaya bir tane pusula (not) olmak üzere, ev işlerine bakan bir kadının Memet ismindeki ev sahibine bıraktığı pusulalar var. Kitaba ismini veren "Kazâ Sözleri" bölümü son bölüm. Burada da aforizma niteliğinde sözler var. Ferit Edgü'nün başka kitaplarını beğenerek okumuştum. Bu da onlardan biri oldu.

Bir alıntı: "Çıplaklıkta aşk vardır. Bir de ölüm." (s.112).