Kitaplar

Kazan Töreni Kazan Töreni / Kazan Töreni

1957 yılında, İtalya'da yapılan Dünya Mizah Hikâyeleri Yarışması'nı üst üste ikinci kez kazanan Aziz Nesin, bu yarışmayı, kitaba ismini veren öyküyle kazanıyor. Verilen ödülün adı Altın Palmiye. Kitabın 1957 yılındaki baskısında 24 öykü varmış ama okuduğum 2013 yılı baskısında 23 öykü vardı. Bu öykülerden 10 tanesini beğenerek okudum. Kitabın sonunda "Yankılar" adıyla verilen kısımda, kitabın basıldığı dönemde hem kitap hem de Nesin'in kazandığı ödülle ilgili basında çıkan olumlu ve olumsuz yazılara yer verilmiş. Bu kısım 31 sayfa ve okunmaya değer. Nesin'le o dönem yapılmış iki kısa röportaj da bu başlık altında yer alıyor. Daha önce paylaştığım sözü burada da tekrar edeceğim: "Nesin'in öykülerini okumak dövme yaptırmak gibi; asla bir tanesi ile yetinmiyorsunuz."

Bir alıntı: "Karşı karşıya geldiler mi, çok naziktirler, birbirlerinin arkasından da söylemedik söz bırakmazlar." (s.123).

Pazarlama Metaforları Pazarlama Metaforları / Marketing Metaphoria

Metafor (eğretileme), bir gerçek anlamı ona benzerliği olan başka bir anlamla anlatma, benzerlik ilişkisinden yararlanarak bir sözcüğün, bir adın anlamını eğreti olarak aktarma sanatı olarak açıklanıyor. Pazarlama metaforları ise tüketiciyi anlamakta kullanılan yeni bir yaklaşım olarak görülebilir. Gün içinde hepimizin bilerek ya da bilmeyerek kullandığımız metaforlar var. Örneğin, "katır gibi inatçı, arı kovanı gibi". Kitapta, yazarların tespit ettiği yedi derin metafor açıklanıyor. Bunlar; denge, dönüşüm, yolculuk, kap, bağlantı, kaynak ve kontrol derin metaforları. Bunların dışında, hareket, kuvvet, doğa ve sistem gibi metaforlardan da bahsediliyor. Bolca gerçek metafor analizleri var kitapta. Dili akıcı. Öğretici bir okuma oldu.

Bir alıntı: "Çoğu zaman pazarlamacıların farklılıkları ölçmesinin nedeni sadece bunu yapabiliyor olmalarıdır." (s.27).

Fuji Dağını Nasıl Taşırsınız? Fuji Dağını Nasıl Taşırsınız? / How Would You Move Mount Fuji?

İşe alım mülakatlarında sorulan sıra dışı soruları inceleyen kitapta, bu soruların sorulma gerekçesi ve tarihçesi inceleniyor. Özellikle, Microsoft'un işe alım mülakatlarında sordukları oldukça ilgi çekici. Ne iyi ki kitapta soruların cevapları da var. Bu sorulardan bazılarının doğru bir cevabı yok ama geçerli cevapları olan sorular bulmaca meraklılarının ilgisini çekebilir. Kitaba isim olan soru ise aslında "Fuji Dağı'nı nasıl taşırsınız?" değil, "Fuji Dağı'nı ne kadar sürede taşırsınız?" olmalıymış. Çünkü kitapta, Japonya'daki bu dağın taşınma süresi anlatılıyor. Kitabın çevirisi de Türk kültürüne uyarlanmış. Bazı anlatımlar Türkçe'de yer alan deyimler ve metaforlar kullanılarak yapılmış. Örneğin, "çıkmaz ayın son çarşambası" (s.76). İnsan kaynakları yöneticileri ve bulmaca meraklılarının okuması gereken bir kitap.

Bir alıntı: "Kuro5hin.org haber grubundaki bir mesajda, 'Bulmaca çözmeyi severim, ama bulmaca çözmeye dayalı olmayan bir işe alınmanın bulmacalara bağlı olmasını pek hoş karşılamıyorum.' deniyor. 'Bu, eğer bir gün bir prenses kaçırılırsa diye, FBI ajanlarının sürekli Süper Mario'da oyunu bitirmelerini istemek kadar aptalca.'" (s.45).

Mutfak Sırları Mutfak Sırları / Kitchen Confidential

Aşçılık ya da mutfakla ilgim sadece yapılan yemeği yemek kadar. Bu yüzden, kitabı, uzmanlık gerektiren bir işin arka planında neler olup bittiğini merak ettiğim için okudum. Bu kitaba benzer bir kitap da Alain de Botton'un Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı idi onu beğenmiştim. Botton'un aksine, Mutfak Sırları tek bir işi anlatıyor ve bu işi kahramanının cümleleriyle okuyoruz. Kitabın orijinal dildeki ilk baskısı 2000 yılında yapılmış, 2018 yılındaki Türkçe baskısına esas teşkil eden kitapsa 2013 yılında yayınlanan ve bazı düzeltmeler, eklemeler içeren baskısı. Kitabın birkaç yerinde kitabın "aşçılar için yazıldığı" ifade ediliyor ama okumayı seven herkesin ilgisini çekebilir. Bourdain, yemeklere olan ilgisinin başladığı andan kariyerini sonlandırdığı yere kadar olan hikâyesini oldukça akıcı bir biçimde anlatıyor. Bunda çevirmen ve yayınevinin katkısı büyük olmalı. Kitabın bölümleri, bir yemeğin aşamaları şeklinde kaleme alınmış. Bunlar; Birinci Servis, İkinci Servis, Üçüncü Servis, Tatlı, Kahve ve Sigara isimlerini taşıyor. Kitabın dili yer yer argo ama rahatsız edici düzeyde değil. Bununla birlikte, "Muhabbet Düzeyi" ismini taşıyan başlık, "tercüme edilemez" gerekçesiyle bazı çevirilerde yer almamış. Bu başlık diğer başlıklara göre daha yüksek düzeyde bir argo dil barındırıyor. Yazarın sayfa üzerinde kalemle aldığı notlar izlenimini veren düzen de gayet hoş olmuş. Gülerek okunan, mutfak sırlarının öğrenildiği, eğlenceli bir kitap olmuş. Hayatı dolu dolu yaşamış, mesleğini ciddiyetle yapmaktan büyük zevk almış yakışıklı bir adamın kendisi kadar yakışıklı kitabını okumaktan zevk aldım. Toprağın bol olsun Tony.

Bir alıntı: "On bir buçukta günün spesiyallerini salon ekibine tattırmam ve ayrıntılarıyla tanıtmam gerekiyor, sülünden 'tavuk eti gibi sayılır' şeklinde bahsetmesinler diye." (s.200).

Bir Sahtekâr Gibi Düşünmek Bir Sahtekâr Gibi Düşünmek / The Confidence Game

Maria Konnikova'nın Mastermind Sherlock Holmes Gibi Düşünmek isimli kitabını okumuş ve beklediğimi bulamamıştım. Bu kitap önceki kitaptan daha iyi ama yine de tatmin edici düzeyde değil. Bunun birkaç sebebi var. Öncelikle, kitabın orijinal adı "The Confidence Game" yani "Güven Oyunu". Yayınevi sanıyorum ilk kitabın ismiyle bir bağ kurabilmek için bu kitaba "Bir Sahtekâr Gibi Düşünmek" ismini uygun bulmuş. Diğer sorun kitaptaki yazım ve anlatım hatalarıyla ilgili. Çok özensiz davranılmış. Öyle kelime hataları var ki hepsinin gözden kaçması mümkün değil. İlk kez karşılaştığım bir durum olarak, kitapta bir "içindekiler" kısmı olmadığını da söylemeliyim. Acaba bir açıklaması var mı diye kitabı bitirmeyi bekledim. Ardından yayınevine Twitter'dan bu durumun sebebini sordum ama henüz cevap verme nezaketini göstermediler. Gelelim kitabın içeriğine. Kitap Giriş, 10 bölüm ve Notlar kısmından oluşuyor. Bölümler, bir sahtekârlığın aşamalarından bahsediyor. Bunlar; Üç Kağıtçı ve Numarası, Yem ve Tezgâh, Oyun, Halat gibi isimlere sahip. Her bölüm bir sözle başlıyor ve kitap boyunca gerçek sahtekârlık olaylarının kahramanlarının yaşadıkları ve etkiledikleri insanlardan bahsediliyor. Yayınevinin özensizliği kitaptan alınabilecek zevki azaltıyor. Bu da bir tür sahtekârlık sayılabilir. Ayıplı mal almış gibi hissediyor insan. Yine de kıymetli bilgilere ulaşılabilir, hatalar gözmezden gelinirse.

Bir alıntı: "Kimin kanacağını önceden tahmin etmek söz konusu olduğunda, (...) Kim olduğunuz değil, hayatınızın o döneminde nasıl bir noktada olduğunuz önem kazanıyor." (s.47).