Kitaplar

Kör Baykuş Kör Baykuş / Bûf-i Kûr

Neden baykuş ve neden kör? Hikâyedeki baykuş benzetmesini, hikâyenin sonunda görüyoruz ama bu da Türkçe çevirisinde kör değil. Eserin isminin eser içinde geçtiği film ya da kitapları seviyorum. Bana eserin adına bir saygı duruşu gibi geliyor. Gelelim hikâyeye. Kat kat bir hikâye var bu romanda. Zaman yok, mekan yok. Karakterimiz birden fazla kişiliğe bürünerek kendine ve yaşadıklarına bakıyor. Odasında, pencerenin arkasında polisleri izlerken bir anda onların yanında bitiyor. Aynı cümleleri farklı karakterlerin ağzından hatta karakterimizin ağzından duyuyoruz.  Çok sevdiği ama bir o kadar da nefret ettiği eşini takıntısı haline getirdiğine şahit oluyoruz. Aşk ve nefretin birbirine çok yakın duygular olduğunu itiraf ediyor yazar. Bazen "acaba bir rüya mı okuyorum" ya da "bunlar hayal olmalı" veya "karakterin afyon merakı ona olmayan olayları gerçekmiş gibi gösteriyor" diyorsunuz. Babasını bile tam bilemeyen, süt kardeşiyle evlenen ama onunla hiç birlikte olamamış bir adamın hayatının da böylesi tuhaflıklar içermesi garip olmasa gerek. Filmi çekilse izlenir bir hikâye var karşımızda. Kitap yayınladığı sırada İran'da yasaklanmış. Hani yasak olan çekici gelir ya. Bu roman da her yönden çekici.

Bir alıntı: "Şimdi şimdi anlıyorum: O, bu herifleri yüzsüz, ahmak ve kokuşmuş oldukları için seviyordu. Onun aşkı pislik ve ölümle aynı şeydi aslında." (s.45).

Keş On Dı Teybıl Keş On Dı Teybıl / Keş On Dı Teybıl

Zafer Algöz'ün ilk kitabını kitapçıda görür görmez almış, sonrasında bir kafede birkaç saat içinde bitirmiştim. Bu, ikinci kitabında da benzer bir deneyimim oldu. Zafer Algöz'ün kitaplarının sorunu çabuk bitmesi. Tadı damağınızda kalabilir. Yine başından geçen ve başkasından duyduğu olayları anlatıyor Zafer Abi. Sıkmıyor. Yormuyor. Arada bilgiler de veriyor. Anlattıklarını adeta yaşıyorsunuz. Komik anılar olduğu gibi hüzünlü anılar da var. Diğer kitaptan farklı olarak bu kitapta, anıları daha ayrıntılı tutmuş. Bir kişiyle ilgili tek anı yerine, birkaç tanesini arka arkaya anlatmış. En beğendiğim anı, okulu kazanışıyla ilgili olanıydı. Kitapta yer yer küfürler var ama rahatsız etmedi. Önsözde bu durumla ilgili bir açıklama da var. Küfrün yakıştığı yerde yeri doldurulamaz bir ağırlığı olabiliyor. Bu kitabın da devamı gelecek gibi görünüyor. Bekliyoruz üstad.

Bir alıntı: "Sinema konservedir, aynı standartta binlerce çoğaltabilirsin. Tiyatro ise taze yemektir. Sadece o gece yapılır, o gece gelen misafirlere ikram edilir." (s.12).

Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni / Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni

Orijinal bir şey bulmak kolay değil. Taklit ya da esinlenme ya da tamamen çalma(!) adına ne derse densin hep başkalarından, onların yaptıklarından etkileniyor insanoğlu. Bu, bir işi yapma, bir hikâyeyi anlatma, bir sanat eseri meydan getirme ya da Muazzez İlmiye Çığ'ın eserinde olduğu gibi, bir din kitabı yazmak olsun. Bu küçük kitap, sayfa hacminden daha güçlü bir etkiye sahip. Sümer çivi yazılarının çözülebilen kısımlarında yer alan bilgilerin üç semavi dinin kitaplarında ne şekilde yer aldığını örneklerle açıklıyor. Kitabı okuyarak bu üç kitabın "uydurma" olduğunu, en azından Kur'an için söylemek kesinkes mümkün değil, çünkü Sümer belgelerinde yer alan bilgiler de başka yerlerden gelmiş olabilir ya da bu bilgilerle semavi kitaplardaki bilgilerin paralellik göstermesi tek bir tanrıya işaret edebilir. Bununla birlikte, Sümer yazıtlarındaki akıl almaz olayları da unutmamak gerek. Bu konularda okumayı çok kıymetli bir eylem olarak görüyorum. Bilgilerin doğruluğunun daha çok tartışıldığı, bu bilgilere ulaşmanın tüm zamanlardan daha kolay olduğu günümüzde, insanın dünyadaki (eğer varsa) varoluş amacını sorgulamasını anlamlı buluyorum. Konu hassas elbette. Bu yüzden daha fazla kaynaktan daha fazla okuma yapmaktan başka bir çözüm göremiyorum kendi adıma. Çok büyük bir emek var kitapta. Çivi yazılı eserlerde neler olduğunu ortaya koymak bile başlı başına büyük iş. 

Bir alıntı: "Sumerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlarla yazılı olduğuna inanırlardı. Kur'an'da aynı inanış 'Levh-i Mahfuz' olarak sürüyor." (s.31).

Hayatımızdaki Algoritmalar Hayatımızdaki Algoritmalar / Algorithms to Live By: The Computer Science of Human Decisions

Günlük hayatta farkında olmadan kullandığımız pek çok sorun çözme yöntemi var bu güzel kitapta. Okurken "Aaa! Ben de bunu böyle yapıyorum-çözüyorum" diyebilirsiniz. Özellikle bilgisayar mühendislerinin kullandığı algoritmaların yer aldığı eser, 11 bölümden oluşuyor ve bu bölümlerin isimleri bir sorun alanına işaret ediyor. Örneğin, bir ev ararken ev aramayı ne zaman bırakmalı ve baktığınız seçeneklerden hangisinde karar kılmalısınız? Cevap %37 kuralı. Yani bakmanız muhtemel evlerden %37'sini gördüğünüzde bunlardan en iyi olanını seçerek optimale (en uygun) yakın bir tercih yapılabilir. Diğer bölümlerden bazıları da şöyle: Araştır-Kullan, Sıralama, Önbellekleme, Rahatlama. Kitabın dili eğlenceli. Bazı yerlerde teknik açıklamalar olsa da örnekler hayatın içinden olduğundan, anlaşılır bir dili var. Bazı başlıklar öncesinde verilen sözler de ilgili başlığın içeriğini açıklar nitelikte.

Bir alıntı: "Şirketin, CEO neyi ölçmek isterse onu üreteceği doğrudur." Sam Altman Jobs (s.236).

Bir alıntı daha: "Nehir hep dolambaçlı yoldan akıyordu çünkü düşünemiyordu." Richard Kenney (s.288).

Okuma Yazmanın Izdırapları Okuma Yazmanın Izdırapları / Okuma Yazmanın Izdırapları

Kitabın adı "Okuma Yazmamın Izdırapları" olmalıymış. Çünkü Albayrak daha çok, okuma ve yazmanın kendi hayatındaki etkilerinden ve yaşadığı kişisel olaylardan bahsediyor. Bu sebeple, bazı bölümlerini sıkıcı ve beni ilgilendirmez düzeyde buldum. Kitapta kıymetli bilgiler de var elbette ama bu adı taşıyan 300 küsur sayfalık bir kitaptan daha fazlasını edinmeyi umut ediyordum. Kitabı sıkıcılaştıran unsurlardan biri aşırı tekrar içermesi. Bununla birlikte, bazı bölümleri birilerine cevap niteliğinde yazılmış. Yani muhatabı okuyucu değil. Kitabın arka kapağında yazan "Bu kitap, bir umut ve öfke atlasıdır." cümlesi de bu durumu açıklayabilir. Okumamda bana en kıymetli gelen bilgi, Hesiodos'un "karından ibaret insan" tanımlaması oldu diyebilirim. Yani sadece karnını doyurmak için çabalayan, entelektüel, estetik, anlama çabası olmayan insan. Bu tanımlama 2700 yıl öncesine aitmiş. Bugün değişen ne olmuş?

Bir alıntı: "Yaşamda görünüşler, gerçeği gizler." (s.131).