Kitaplar

Tarih Sümer'de Başlar: Yazılı Tarihteki Otuzdokuz İlk Tarih Sümer'de Başlar: Yazılı Tarihteki Otuzdokuz İlk / History Begins at Sumer: Thirty-Nine Firsts in Recorded History

Günlük hayatın koşuşturmasında bazı şeyleri kaçırabiliyoruz. Bunlardan biri, dünyanın hep şimdiki gibi olduğu yanılsaması olabilir. Binlerce yıllık insanlık tarihinde, hiçbir şey bugünkü gibi olmamıştı. Peki bazı ilkler nasıl olmuştu? Örneğin, okuldaki ilk "yağcılık" ya da ilk vergi indirimi. Yazılı ilk atasözleri neydi? ya da ilk ninni neye benziyordu? Sümerler konusunda uzman Samuel Noah Kramer'in kitabında bu sorulara benzeyen 39 ilkten bahsediliyor.

Bilinen tarihe göre, yazıyı icat edenler Sümerler. Onlardan günümüze kalan pek çok kil tablette, dönemin yaşayışına dair ilginç sayılabilecek bilgiler mevcut.

Kramer, araştırmasının bir kısmını İstanbul'da yapmış. Orada tabletleri kopyalamış ve çevirileriyle ilgilenmiş. Türk Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ da bu araştırmalara katkı sağlayanlardan.

Kitabın orijinal baskısı 1956 yılında yapılmış. Elbette tabletlerle ilgili olarak o günden bugüne pek çok şey değişmiştir ama siz de yazılı tarihin başlangıcına bir yolculuk yapmak isterseniz bu kitap bir başlangıç olabilir. Dil ya da anlatımı biraz zorlayıcı olsa da okumaktan zevk aldığım bir kitap oldu. Sümerlerle görüşmemiz henüz bitmedi, başka kitaplarla devam edecek. :)

Bir alıntı: "Doğru yorumladıysak 'sular seller gibi konuşmak' deyişinin en eski karşılığını 'Enmerkar ve Aratta Beyi' destanının şu dizesinde buluruz, 'O (Enmerkar) oturduğu yerden ulağına seller gibi konuştu.'" (s.350).

Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine / On Liberty

Özlü sözlerden hoşlanıyorsanız John Stuart Mill'e ait bir sözü bir yerlerde mutlaka okumuşsunuzdur. Kolay değil; babası, o üç yaşındayken Yunanca, sekiz yaşındayken de Latince öğretmeye başlamış. Mill, kimya ve matematik öğrenimi görürken zamanının en büyük uluslararası şirketi sayılan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nde görev yapmış. Bir dönem de politika hayatı söz konusu. Elbette ancak böylesine çok kültürlü birinin kaleminden çıkabilirdi düşünce ve tartışma özgürlüğü üzerine bir kitap.

Kitap, 1860 yılında yazılmış "Özgürlük Üzerine" isimli kitabın bir bölümünden oluşuyor. Eserde adı en çok geçen kavram ise din. Yani daha çok dinle ilgili özgürlüklerden bahsedilmiş.

Eserin özeti sayılabilecek cümleler ise şöyle: "Bir düşüncenin dile getirilmesinin engellenmesine özel olan kötülük, bunun tüm insan ırkını yoksun bırakıyor olmasıdır; hem bu kuşağı hem de sonraki kuşakları, hem de bu görüşe karşı çıkanları hem de bu görüşü benimseyenleri, özellikle de onları. Eğer bu doğru bir görüşse, yanlışın yerine doğruyu koyma fırsatından yoksun bırakılmışlar demektir; eğer yanlışsa, o zaman da doğru görüşün yanlış olanla çarpışmasından doğacak daha açık algıdan ve bunun bırakacağı canlı izden olacaklardır. bu iz de neredeyse bir o kadar büyük bir yarardır."

Yukarıdaki paragrafın içerdiği fikir önemli elbette. Yine de her görüşün kıymetli olmadığını gösteren, doksanların meşhur reklamındaki sözün de bir haklılığı olduğunu söylemek gerekir: "Ağzı olan konuşuyor!". Belki de asıl bilgelik, neyin ifade etmeye değer olup olmadığının bilinmesindedir.

Bir alıntı: "Bir düşünür olarak ilk görevinin, aklının gittiği yere gitmek olduğunu kavrayamayan hiç kimse büyük bir düşünür olamaz. Gerekli ön çalışmayı ve hazırlığı gerçekleştirip kendi adına düşünen birinin hataları bile gerçeğe, düşünmeye zahmet etmedikleri için belirli görüşlere tutunanların doğru görüşlerinden daha çok şey katar." (s.32-33).

Aptallarla Ne Yapmalı? Onlardan Biri Olmamak İçin Aptallarla Ne Yapmalı? Onlardan Biri Olmamak İçin / Que Faire Des Cons? Pour Ne Pas En Rester Un Soi-Même

Etrafınızda "aptal" olarak nitelendirdiğiniz birileri oldu mu? Onları "aptal" olarak nitelendirirken kendinizi nasıl hissettiniz? Hiç acele etmeyin; Rovere'ye göre "Herkes bir başkasının aptalıdır.". Yani biz birini "aptal" sayarken bir başkası da bizi aynı sıfata layık görecektir.

Bu küçük kitapta, aptal olmamak için aptallarla ne yapmak gerektiği ilginç sayılabilecek başlıklarla ele alınıyor. "Aptalların Ağına Nasıl Düşeriz?", "Bir Aptalı Nasıl Dinleyebiliriz?", "Aptallar Neden Yıkmayı Tercih Eder?", "Aptallar Niçin Çoğalır?", "Aptallar Niçin Her Zaman Kazanır?" bu başlıklardan bazıları.

Yazara göre aptal; "anlama yetisinden yoksun" anlamına gelmekte: "Sokakta rastlanan binlerce vakada -yolunuzu kesen bir araç, köpeğini tekmeleyen veya yerlere çöp atan biri- başkalarına saygı göstermeyip sıradan sağduyu ilkelerini bile hiçe sayarak birlikte yaşamanın koşullarını ortadan kaldıran kişidir aptal."; "Aptallık kişinin özü değil, bir davranış biçimidir." diyor Rovere.

Yazar, kitabını üç gözlem üzerine inşa ediyor. Bunlar: Her zaman başkasının aptalıyız; aptallığın biçimleri sonsuzdur ve asıl aptal içimizdedir.

Kitapta, aptallığa dair söz ve aptallık temalı diyaloglara yer verilmesi kitabı daha eğlenceli hale getirmiş. Onlardan birine daha az dönüşmek için okunabilir. :)

Bir alıntı: "Aptallarla savaşmak, herkesin herkesle savaşması anlamına gelir ve bu bataktan sakınmak için elimizde birinden diğerine gidip gelebileceğimiz yalnızca üç strateji mevcuttur: yapabilenlerle müzakere etmek, buna izin verenleri geliştirmek, reddedenleri kendi hallerine bırakmak." (s.156).

Gilgameş Gilgameş / Gilgameş

Tarihi gerçekliği bir yana, bir macera hikâyesi olarak bile okunabilecek kısa bir eser Gilgameş. Tarihte bilinen ilk kral kahramanın ölümsüzlüğü arayışının hikâyesi.

Kitabın önemi, içinde, bizim Nuh Tufanı olarak bildiğimiz olayları da içermesinde yatıyor. Sümer tabletleri, Nuh Tufanı'na kutsal kitaplar dışında yer verilen bir kaynak özelliği göstermekte. Kitabın son sayfalarında tabletlerin bulunuşu ve Gilgameş hakkında ayrıntılı bilgi ve fotoğraflar da paylaşılmış.

Bir alıntı: "'Ben de Enkidu gibi ölecek miyim? Ölümden korkuyorum. Evet, korkuyorum. Bir zamanlar ölümü istemeyerek özgürlüklerini feda etmeye kalkan yaşlılara ne kadar şaşmış ve ayıplamıştım. Şimdi ben de onlara benzedim' diye düşünüyor, kırlarda başıboş dolaşıyordu." (s.59).

Yıldızların Efendisi Hayyam Yıldızların Efendisi Hayyam / Omar Khyyam, A Life

Ömer Hayyam daha çok, rubaileriyle bilinse de önemli araştırmaları olmuş bir astronomdur da. Bu romanda astronom yanı ortaya konulsa da kurgu aşk hayatı gereksiz uzatılmış gibi geldi. Bu sebeple kitap, Hayyam hakkında bilgi vermek açısından inişli çıkışlı bir seyir izliyor.

Ömer Hayyam, Nizam ül-Mülk, Hasan Sabbah, İbn-i Sina ve Gazali'yle birlikte, bazı Yunan filozoflarının adının geçtiği hikâyede, Hayyam'ın zekâsı ve dönemin olaylarına şahit olunuyor. Kitabın sonundaki açıklamalarda dönemin olaylarına sadık kalındığı belirtilse de Hayyam hakkında neredeyse hiç denebilecek düzeyde bilgi günümüze kalmış. Rubailerini bile bir kitapta toplamayan Hayyam'ın eserleri, kendisinin "tanrısız" olduğu iddiasıyla yok edilmiş. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan "Rubailer" isimli kitapta da tüm rubailerin Hayyam tarafından yazıldığının kesin bir delili olmadığı belirtiliyordu.

Tarihi zorbalar yazabilir ama Sokrates'in idam edilmesi örneğinde de görüldüğü gibi, tarih, ona değer katanları bir şekilde hatırlıyor.

Bir alıntı: "Öfkenin közünü, suyun sağduyusuyla örtmek iyidir." (s.270).