Kitaplar

Zor Zamanlar İçin İnsan Kalma Rehberi Zor Zamanlar İçin İnsan Kalma Rehberi / Zor Zamanlar İçin İnsan Kalma Rehberi

Felsefe konularına ısınmak, merak etmek ve biraz da olsa bilgilenmek için Destek Yayınları'nın felsefe serisi fena bir yer değil; özellikle, Özlem Küskü Hanım'ın katkısı olan kitaplar. Bu kitapta, bir keşişin önce kendisine sonra da diğer insanlara önerdiği hayat felsefesine dair fikirleri Özlem Hanım'ın cümleleriyle okuyoruz. Elbette eserde, sadece Baltasar Gracián'ın fikirleri yok. Onu destekleyen başkaca fikirler de mevcut. Bu yüzden, bazı yerlerde çelişkiler görmek mümkün. Örneğin, kitabın 43. sayfasında "Kendinizi Saklayın" adında bir başlık var. Bu başlıkta, duygu da dahil olmak üzere, hataların, derinliğin ve yeteneklerin saklanması öğütleniyor. Bununla birlikte, 82 ve 83. sayfalarda şu bilgi verilmiş: "İşe yarar olmak ve bu işe yararlığı başkalarına göstermeyi bilmek, işe yarar olmaktan iki kat faydalıdır. Görülmeyen şey yok hükmünde sayılır..." Kendimizi saklayalım mı? Yoksa yaptıklarımızı abartacak kadar görünür mü olalım? Küçük bir bilgi de kitabın 75. sayfası için. Burada, Diyojen'nin fenerle gezme hikâyesi "gecenin kör vakti" olarak verilmiş. Bildiğim kadarıyla, Diyojen, elinde fenerle gündüz vakti geziyor ve ne yaptığını soranlara "dürüst bir adam aradığını" söylüyor. İroni de burada zaten "gündüz vakti fener kullanmak".

Bunlar küçük konular elbette. Okunmayı ve satırları çizilmeyi hak eden bir kitap var önümüzde. Yine de tüm okuduklarımız, duyduklarımız ve şahit olduklarımız gibi, bu kitaptaki bilgileri de eleştirel düşünme süzgecinden geçirmek gerekiyor.

Bir alıntı: "Bilmenin dört yolu vardır: Uzun yaşamak, çok yer gezmek, kitap okumak (en kolayı da budur) ve bilge insanlarla sohbet etmek (bu da en eğlencelisi)." (s.31).

Kelime Köken: Kelimeler - Hikayeler - Efsaneler Kelime Köken: Kelimeler - Hikayeler - Efsaneler / Kelime Köken: Kelimeler - Hikayeler - Efsaneler

"Kelimeler, en başarılı oldukları zamanda bile aciz kalan sembollerdir." Bu alıntı, Korhan Bozkurt'un 2007 yapımı, Sezen Aksu şarkılarının bir aşk hikâyesine eşlik ettiği (ya da tam tersi) "O Kadın" isimli filminden. Kelimeler tuhaf canlılar; hem çok anlam ifade ediyorlar hem de hiç. Doğduklarında taşıdıkları anlamları yetişkinliklerinde koruyamıyorlar; bazen daralıyorlar bazen de genişliyorlar. Kimileri ölüyor, kimileri çok başka anlamlara geliyor. Kelimeler bir de onun kullanan kişilerin dillerinde değişiyorlar. Şairler örneğin; kelimelerden duygular çiziyorlar zihinlerimize. Kelimeler hem çok önemliler hem de yeri geldiğinde hiçbir önem taşımıyorlar.

Kelime Köken kitabı adını hak eden bir kitap. Dilimize yerleşmiş pek çok kelimenin nereden geldiğini anlatıyor. Bunu da bazı kelimeler için hikâye ve efsanelerle yapıyor. Kimi zaman birkaç sayfa, kimi zaman da her sayfaya bir kelimeyle başarıyor bunu. Okudukça görülüyor ki, her dil bir başkasını içten içe etkilemiş. Kitap için seçilen kelimelerin çok büyük bir kısmı şu dört dilden geçmiş Türkçeye: Farsça, Arapça, Fransızca ve İtalyanca.

Kitap öyle bir çırpıda okunacak bir kitap değil. Zaten birkaç sayfa okuyunca bilgiye doyuyor zihin. Bu yüzden kitap, bir sözlük gibi kullanılmalı belki de. Özellikle, efsaneleri okurken Homeros'un "İlyada" ve "Odesa"sını, Heredot'un "Tarih"ini okumayı özendiriyor. Kelimelere bakışınızı değiştirebilecek bir kitap "Kelime Köken".

Bir alıntı: "Kesin olarak belirtilmelidir ki Atlas sırtında dünyayı değil 'gök kubbeyi' taşır." (s.36).

Gül Gibi Zabıta Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam-Bir İhsan Yüce Kitabı Gül Gibi Zabıta Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam-Bir İhsan Yüce Kitabı / Gül Gibi Zabıta Dururken Kızını Çöpçüye Veren Adam-Bir İhsan Yüce Kitabı

Birkaç yıl önce bir Türk filminin senaryosunu (sanıyorum Kibar Feyzo idi) İhsan Yüce'nin yazdığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Yüce'nin hayat verdiği karakterlere bakınca, onun aynı zamanda bir de senarist olduğunu öğrenmek bende Yüce'ye karşı bir merak geliştirmişti. Bu vesileyle kitabı görür görmez okumak istedim. Kitapta bir başka Yeşilçam hayatıyla karşılaştım: emektâr, çalışkan, bilgili, parayı gereğinden fazla umursamayan, göz önünde olan işlerinden çok daha fazlasını hayallerinde yaşatan, sevilen ve pek çok özelliği bilinmeyen bir sanatçıymış İhsan Yüce. Tiyatroyla başlayan sanat merakı, oyunculuk, senaristlik ve yönetmenlikle devam etmiş ve 61 gibi erken denilebilecek bir yaşta aramızdan ayrılmış. Kitaba ismini veren cümle, "Gül gibi zabıta dururken kızını çöpçüye veren adam" Kemal Sunal'ın Çöpçüler Kralı isimli filmindeki bir replikten alınmış. Eserde, Yüce'nin doğumundan ölümüne kadar olan hayatı, 32 başlıkta kronolojik olarak aktarılmış. Kitabın büyük kısmı onu tanıyanlarla yapılan röportajlardan oluşuyor. Röportaj deyince, aklınıza soru cevap şeklindeki biçim gelmesin. Kitabın dili oldukça akıcı. Oldukça fazla fotoğrafa da yer verilmiş. Bu fotoğraflar o kadar kaliteli basılmış ki, verilen senaryo örneklerini okumak dahi mümkün. Yeşilçam filmlerinden bazılarını çıktıkları dönemde, sinemada izleyebilme ayrıcalığını tatmış biri olarak, bu filmlerin arkasında ne gibi emeklerin olduğu, imkânsızlıklar içinde çekilen filmleri ve bu sanata hayatını adamış insanların ancak öldüklerinde hatırlanışlarına üzülmeden edemiyorum. Yine de insan gidiyor ama geriye onları yaşatan eserleri kalıyor.

Bir alıntı: "İnsan arkadaşını gömer mi yahu?" İhsan Yüce'nin cenaze namazına katılan Can Yücel'in defin işlerine katılmaması üzerine, sinema sanatçısı Yusuf Ekşi'nin "Abi, mezarlığa niye gelmedin?" sorusuna verdiği cevap. (s.273).

Altının Gücü Altının Gücü / The Power of Gold

Kutsal Dolar kitabıyla birlikte almıştım bu kitabı. Niyetim, ikisi arasında fazla zaman bırakmadan okuyabilmekti, öyle de oldu. Kitap, altının bulunmasından günümüze kadar olan olayları kronolojik bir sırada aktarıyor. Eserde 17 bölüm var. Bu bölümlerden bazıları: Yüce Mülkiyet, Simge ve İnanç, Büyük Zincirleme Reaksiyon, Kutsal Susuzluk, Yeni Madeni Para Sistemi ve Son Büyücü ile Altın Çıpasından Kurtuluş isimlerini taşıyor. Kitabın üçte birlik bölümünde yani bugünden en uzak olayların aktarıldığı bölümde, okumam kısmen zorlayıcı oldu ama olaylar günümüze yaklaştıkça daha akıcı hâle geldi. Eserde altına dair şaşırtıcı bilgiler olmakla birlikte, bazen altının tarihinden değil de sıradan tarihi olaylar anlatılırken araya altından da bahsedildiği hissini yaşadım. Bunda verilen ayrıntıların da etkisi var elbette. Özellikle yakın tarihte yaşanmış bilmediğim ekonomik olayları okumak "vay be!" dedirtti. Bu anlamda, ekonomi tarihinin ve bunun dünyaya etkilerinin örnekleri doyurucu nitelikte.

Kitabın içerdiği bilgiye diyecek yok ama baskı kalitesi, çevirideki özensizlik inanılmaz boyuttaydı. Editörler ne iş yapıyor anlamak zor. Akbank Portföy'ün katkılarıyla basılan bir kitabın bu kadar özensiz basılması da şaşırttı. Örneğin, bazı istatistiklerde birim verilmemiş, bazılarında sayılar bin mi, milyon mu, milyar mı belli değil. Kitabın 97 ve 98. sayfalarında, aynı isim ilkinde "Frederik" sonra "Frederick" en sonda da "Fredick" olmuş. "Marco" ismi hemen alt satırda "Marko" olarak yazılmış. Bunlar bir kez olan hatalar değil, kitabın tamamında benzer isim tutarsızlıkları mevcut. Dahası, bendeki nüshada dört sayfa da ters basılmıştı. Yine de iyi kitap :)

Bir alıntı: "Aslında açıkçası ekonomi, Newton gibi bir dahi için bile fizikten çok daha zordu." (s.198).

Babasız Doğma Fenomeni Babasız Doğma Fenomeni / Babasız Doğma Fenomeni

İçerdiği simgesel anlamlar sebebiyle daha kapağını görür görmez ilgimi çeken, okuduğumda şaşıracağımı umut ettiğim, bu sebeple edinir edinmez, iki saat içinde okuduğum bir kitap oldu Babasız Doğma Fenomeni. Yazarın da belirttiği gibi, bu kitap, "kutsal ve sanat ilişkisine yönelik bir yorumlama" niteliği taşıyor.

Babasız doğma fenomeninin en bilinen örneği, Hz. Meryem'den doğan Hz. İsa'dır. Bununla birlikte, fenomene Antik Yunan, Kuzey Avrupa, Uzak Doğu, Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinde de farklı örneklerle rastlanmaktadır.

Kitapta 10 bölüm var. Bunlar birer makale veya deneme olarak ele alınabilir. Bölümler arasında; Kutsal ve Sanat, Gökyüzü ve Kutsallık, Gökyüzü ve İnsan Anatomisi, Sembolizm ve Göstergebilim ile Kutsal Doğum Olgusu sayılabilir. Kitabın dikkatle okunması gerekiyor. Çünkü yazarın cümlelerindeki kelimeleri özenle seçtiğine inanıyorum. Okurken bana öyle gelmişti. Eser, resim ve çizimlerle de desteklenmiş. Bildiğim kadarıyla, bu konuda yazılmış Türkçe ilk eser bu kitaptır ama bu kitabın burada kalacağını sanmıyorum. Yıllar içinde yeni eklemelerle daha geniş bir hacme kavuşacaktır. Özellikle sanat eserlerindeki sembolizm konusunda meraklı olan okuyucular kitaptan epeyce faydalanabilirler.

Bir alıntı: "Batı dünyası ile Doğu dünyası birbirinden kısmen de olsa ayrılmaktadır. Çünkü kadim Hıristiyanlık sanatında, her şeyin Tanrı'ya (hakikate) ulaşması için bir gaye güdülmüşken; doğuda, Tanrı'nın (hakikatin) her şey de görünmesi amaçlanmıştır." 81. dipnot metninden (s.80).