Kitaplar

Karakterler Karakterler / Χαρακτῆρες

Okuduğum baskı, Doğu Batı Yayınlarının 2022 baskısıydı. Türkçe ilk baskısı, 1998 yılında Dost Kitabevi Yayınları tarafından yapılmış. Kitabın yazarı Theophrastos Aristoteles'in en ünlü öğrencisidir. Aristoteles'ten sonra Lykeion'un başına geçmiştir. Bu küçük kitapta, 30 insan karakterinden bahsediyor. Bu karakterlerin ayırt edici özelliklerini bazen anekdotlarla aktarıyor. Kimler yok ki? sinsi, dalkavuk, beleşçi, edepsiz, münasebetsiz, gösteriş budalası, batıl inançlı, oligarşi yanlısı, fesat, fırsatçı vd. Kitap bir etnografya kitabı olarak da görülebilir. Zira döneminin (MÖ 300'ler) kültür hayatı hakkında epey bilgi barındırıyor. Bu bilgilerin bir kısmı metin içinde olmakla birlikte, çevirmenin dipnotlardaki açıklamaları da bir hayli bilgilendirici. Kitabı okurken aklıma 2000 yılı yapımı Bedazzled isimli filmin başlangıcı geldi. Orada da insanlar çeşitli sıfatlarla gösteriliyordu. İyi filmdir.

Bir alıntı: Memnuniyetsiz karakteri hakkında: "Satıcıya yalvara yakara ucuz bir köle alsa, 'bu kadar ucuza sağlam bir şey aldıysam şaşarım' der." (s.51).

Sokrates'ten Anılar Sokrates'ten Anılar / Ἀπομνημονεύματα

Ksenophon, Sokrates'in öğrencisi olarak Sokrates'i ama Platon'un eserlerinde olmayan, halkın içindeki Sokrates'i anlatıyor. Kitaptaki olaylar tam olarak öyle mi gerçekleşmiştir bilinmez ama Ksenophon bize, bizzat şahit olduğu olayları anlattığını söylüyor. Kitap kendi içinde dört kitaptan oluşuyor ve her kitapta Sokrates'in muteber bir insan olduğunu, gençleri tanrısızlığa sürüklemediğini, insanlara adaleti ve erdemli olmayı öğütlediğini okuyoruz. Kitabın ilk çevirisi 1994 yılında Türk Tarih Kurumu Yayınları tarafından yapılmış. 1994'ten sonra ise 2022 yılında, Doğu Batı Yayınları tarafından yeniden basılıyor. Kitabın sonunda, kitapta geçen isimlerle ilgili açıklayıcı bilgilerin yer aldığı küçük bir dizin var. Yerinde bir çalışma olmuş. Kıymetli bir eser.

Bir alıntı: "Bir gün, adamın biri 'merhaba' dediği halde karşılık almadığı için sinirlenince, 'Gülünç', dedi Sokrates, 'bedence senden daha sağlıksız birine rastlayınca kızmıyorsun da, ruhça daha kaba biriyle karşılaşınca mı sinirleniyorsun?'" (s.114).

Ve... Sonraki Hayattan Kırk Öykü Ve... Sonraki Hayattan Kırk Öykü / Sum: Forty Tales from the Afterlives

David Eagleman'ı daha çok, "Beyin" hakkında yazdığı kitaplardan biliyoruz. Bu kitapta da sinirbilime dair uzmanlığını konuştursa da çok farklı bir alanda, hikâye yazımıyla karşılıyor bizi. Ölüm sonrasında bizi bekleyen 40 farklı "senaryo"dan bahsediyor. Hiçbiri de bize daha önce anlatılmış bir sona benzemiyor. En beğendiğim hikâyeler, "Türler Basamağında İniş" ve "Devanası" oldular. İhtimalleri düşününce, cennet de cehennem de çok farklı olabilirmiş.

Bir alıntı: Ölümden sonra, insana bir sonraki yaşamında ne olmak istediği sorulur. O da dünya hayatının karmaşıklığı nedeniyle, "at"ın hayatını "sade" bir hayat olarak düşünerek "at" olarak gelmeyi ister. Ata dönüşen insanın, dönüşümünün son anında olanlardır bunlar: "Zeka merdiveninden iniş seçeneğinizin geriye dönüşü yoktur. Son insanî yetilerinizi yitirmenizden hemen önce, kim bilir hangi dünyadışı muhteşem varlığın, daha sade bir yaşam arayışıyla son raundda insan olmayı seçtiğini büyük bir kederle düşünürsünüz." (s.18 ve 19).

Filozof Yahudi ve Hıristiyan Arasındaki Diyaloglar Filozof Yahudi ve Hıristiyan Arasındaki Diyaloglar / Dialogus Inter Philosophum, Iudaeum et Christianum

Kitabın giriş kısmında da belirtildiği üzere, Petrus Abelardus, "felsefe ve mantık öğrenmek uğruna, şövalyelik unvanı da dâhil olmak üzere kendi mirasından vazgeçmiştir." 1079 yılında doğan Abelardus, kendisine bir yoldaş olarak felsefeyi seçişini şu cümlelerle dile getiriyor: "Minerva'nın bağrına sığınmak için Mars'ın savaş alanını terk ettim." (Minerva (Yunan mitolojisinde Athena) Roma mitolojisindeki hikmet, akıl, sanat, okul ve ticaret tanrıçası. Mars (Yunan mitolojisinde Ares) Roma mitolojisindeki savaş tanrısı.) Kitapta, muhtemelen Müslüman olan bir filozof ile Yahudi ve Hıristiyan arasında felsefi ve teolojik konuların yer aldığı diyaloglar var. Kitabın başında, filozofun, bir hakem olarak konuşmaları değerlendireceği belirtilmesine rağmen böyle bir sonla karşılaşmıyoruz. Bu da bize, ya kitabın tam halinin elimize ulaşamadığını ya da kitabın yazımının bitirilemediğini söylüyor.

Bir alıntı: "Tanrıyı anlamamız için ona yaklaşmayız, bunun yerine Onun sevgisi ve sıcaklığı bizim üstümüze dökülür. Hiçbir yerde mekânı olmadığı söylenen bir şeye yakın olmayı mekân bakımından değil liyakat bakımından olarak anlamalıyız." (s.117).

Tarih - Lenk Tarih - Lenk / Tarih - Lenk

"Lenk", aksak, topal anlamlarına geliyor. Bu anlamıyla "Tarih-Lenk", aksak bir tarih anlatısının adı oluyor. Kitap her ne kadar tarih kitaplarını hedefine koysa da pekâlâ bir bilimsel araştırma yöntemi kitabı olarak da okunabilir. Yazar, bir Sherlock Holmes titizliğiyle, Türkçe yazılmış, Türkçeye çevrilmiş veya sadeleştirilmiş kitaplardaki, bilgi, referans, anlatım gibi özellikler bakımından yapılmış hataları bir bir, orijinal metinlerle karşılaştırmalı olarak ele alıyor. Kitapların içeriği dışlarına yansısa bu kitap ateş gibi yanardı sanıyorum. Öyle böyle değil, Türk tarih yazımına adı geçmiş kimlerin ne hataları var bu kitapta; bilgi, çeviri hataları, uydurma metinler, intihal faciaları, referans verme hataları ve daha neler neler. Bu kitabı okuyan birisi, bir şey yazarken artık 40 kez düşünecek, vereceği bilgiyi birkaç yerden teyit edecektir. Gerçi, bu kitap okunmasa da aynı titizlik gösterilmeli ama... Kitabın dili oldukça eğlenceli. Yazarın iğneleme zekâsına hayran olmamak elde değil, konu başlıkları da bunun işaretini veriyor. Bir şeyler yazan herkesin okuması gereken bir kitap. Yazmak, hele ki bilgi vererek yazmak, yazdım demekle olmuyormuş. Kitabın kapak resmi de ayrıca övgüye değer. O uçak nedir öyle? :) Hatalar üzerine yazılmış bir kitapta ne yazık ki, ben de bir hataya rastgeldim. Kitabın 257. sayfasında, kaynağından Hicri 881 olarak gösterdiği tarihi eleştirirken 888 olarak yazmış. Basım hatasıdır.

Bir alıntı: "Şakayla karışık başladığım ve anında devasa bir metin parçasına dönüşme istidadı olan bu fasıldan hakikaten çıkmak istiyorum da kendisinden bahsedilen Fatih'tir. Hangi Bağdad seferi? Üstelik 888 [sic] olarak yılı açıkça verilmiş. Miladi 1476 yılı eder. Fatih'in 1476'da ne seferi var ki oradan dönüyor? Boğdan Seferi! İşte tarih bilmemek derken kastettiğim bu. Oldu ki Boğdan'ı Bağdad okudunuz, o tarihte veya ömr ü hayatında Fatih'in bir Bağdad seferi var mı ki, bu kadar emin olarak yazıyorsunuz?" (s.257).

  • 1