Kitaplar

Siyasi Düşünceler Tarihi İlk Çağ'dan Günümüze Siyasi Düşünceler Tarihi İlk Çağ'dan Günümüze / Geschicte der politischen Ideen: Von der Antike bis zur Gegenwart

İlkçağdan başlayarak, günümüze kadar tartışılan siyasi düşünceleri, her dönemden iki düşünürü ele alıp hem kendi aralarında hem de geçmiş düşüncelerle benzerlik ve karşıtlıklarını değerlendiren bu küçük kitap, siyasi düşünceler tarihine hem derli toplu hem öz hem de esprili bir bakış açısı sunuyor. Kitabın ilk sayfalarında düşünceler oldukça açık ama ilerledikçe işler karışmaya başlıyor. Bunda, her yeni dönemde yeni sorunların ortaya çıkması başat etken. Oldukça akıcı anlatımı olan kitap, kısa ama özlü bir bilgi kaynağı özelliği gösteriyor.

Bir alıntı: "Napolyon'un Erfurt'tayken Goethe'ye söylediği gibi; 'Siyaset, kaderdir.' Hegel bu söze muhtemelen şöyle bir ekleme yapardı: 'Siyaset kaderdir ama siyasetçiler değildir.'" (s.80).

Film Eleştirisi El Kitabı Film Eleştirisi El Kitabı / A Short Guide to Writing About Film

Kitap daha çok, sinemayla ilgili bölümlerde okuyan öğrencilerin, filmlerle ilgili ödevleri nasıl yapmaları gerektiğiyle ilgili. Sinematografi ve sinema hakkında da hatrı sayılır bilgiler var. Yazarın konuları açıklarken sorduğu soruları özellikle faydalı buldum. İzlenmemiş ne kadar çok film olduğunu yeniden gösteren bir okuma oldu benim için. Pek çok film adının geçtiği eser, sonundaki sözlükle de sinemada kullanılan bazı kavramları merak edenler için küçük bir kaynak olabilir. Bununla birlikte, kitapta adı geçen filmlerin bir listesi olsaydı daha iyi olabilirdi. Dili akıcı olan kitap, sinema hakkında yazmak isteyenler için temel bilgiler veriyor. Sıradan izleyici içinse "Filmlerde nelere dikkat edilmeli?" sorusuna cevap niteliğinde.

Bir alıntı: "Bu kitabın bir rehber ve hazırlık olmasını ümit ederim. Çaresiz kaldığınızı hissettiğinizde Racine'in sözlerini anımsayın: 'Trajedim sona erdi. Şimdi geriye onu yazmak kalıyor.'" (s.240).

Konya'nın Efsaneleri Konya'nın Efsaneleri / Konya'nın Efsaneleri

Neresinden başlasam da anlatsam acaba? Efsanelerin efsane olmamasından mı? Bazılarının isim ve yerler değiştirilerek anlatılmasından mı? Bu benzerliklerden yazarın bile haberinin olmamasından mı? Aynı ya da sıralı sayfalarda birbirine tezat ve yanlış bilgilerin olmasından mı? Türkçenin dayanılamayacak kadar kötü kullanılmasından mı? Özen gösterilmemiş resim seçimlerinden mi? Haydi, yazar sadece konuları araştırdı, yazdı. Yayınevi, eseri neden editör sürecine sokmaz. Bu şekilde basılmış kitapların kusurlu herhangi bir üründen farkı yok. Tamam, okur kitaptan tatmin olmayabilir ama bunun sebebi, Türkçenin kötü kullanımı ve yanlış bilgiler olmamalı.

Kitap hakkında bir inceleme yazsaydım bunları yazardım ama ben herhangi bir kitap için olumsuz cümleler kurmak istemiyorum. O yüzden bunlardan bahsetmeyeceğim. :)

Bir alıntı: Yazım, kitaptaki şekliyle sunulmuştur. "Ve dalaşıp ayrılırlar." (s.95).

İtiraflar İtiraflar / Confessiones

MS 354 ila 430 yılları arasında yaşamış, Hristiyanlığa büyük katkıları olmuş, bana göre, aklını kullanmasını bilen, sorduğu soru ve yaptığı açıklamalarla hayranlık uyandıran, insanın sohbet etmeyi isteyebileceği, "dostu olsun isteyeceği" biri Augustinus. Kitabında, hayat hikâyesinin bir kısmını anlatan, düşünce dünyasının kapılarını ardına kadar açan biri aynı zamanda. İnsani zaaflarını gizlemeden, Tanrıya ve okurlarına itiraf eden bir beşer. On üç bölümlük kitabı, Tanrıya olan yakarışları, dünyaya dair tahlilleri ve sorduğu sorularla okurlarına yeni ufuklar açıyor. Özellikle zaman, hafıza, günah, felsefe ve Tanrı konularındaki fikirleri öyle sıra dışı ki, ilgili bölümlerin tekrar okunmasını hak ediyor. Seninle tanıştığıma memnun oldum Augustinus.

Kitabın Çiğdem Dürüşken'in çevirisini yaptığı, Kabalcı Yayınları baskısı oldukça iyiydi. Çeviri, dipnotlar ve bölüm başlarında verilen birer cümlelik açıklamalar okumayı kolaylaştırıyor.

Bir alıntı: "İnsandaki üçlü derken şunu kastediyorum: olmak, bilmek ve istemek. Çünkü ben varım, biliyorum ve istiyorum. Ben bilen ve isteyen bir varlığım; ben hem varolduğumu hem de istediğimi biliyorum ve hem varolmayı hem de bilmeyi istiyorum." (s.453).

Hayy Bin Yakzân Hayy Bin Yakzân / Hayy Bin Yakzân

İlginç bir kitap Hayy Bin Yakzân. Çocukluğumda çizgi filmi yapılmıştı; filmin adı Hayy idi, yarım yamalak sahneler kalmış aklımda. Hayy, bir ceylan tarafından bulunup büyütülen bir çocuk. Hikâyesinin sonuna kadar hiçbir insanla tanışmıyor. Aklı ermeye başlayınca, etrafında olup bitenleri çözmeye, onların anlamlarını bulmaya çalışıyor. Aslında ilk kırılmayı, annesi bildiği ceylanın ölümüyle yaşıyor. Az önce nefes alan, hareket eden şeye ne oldu da artık hareketsiz kaldı? Yaptığı şey, bir yerde, Antik Yunan filozoflarının yaptığına benziyor: Beni diğerlerinden ayıran özellikler neler? Neden varız? Adına Dünya dediğimiz bu varoluş aslında ne anlama geliyor? Bu soruları düşünürken bulduğu bütün işaretler, bir yaratıcıya götürür Hayy'ı.

Okurken, ilk filozofların varlık hakkındaki sorularının kaynağını ve bu soruların nasıl ortaya çıktığını daha açık bir şekilde görme fırsatı buldum. Çevirmenin dipnotları da oldukça bilgilendirici olmuş. Evren, insan ve hayata dair sorular kafanızı kurcalıyorsa, bu kitap bazı sorularınıza cevaplar verebilir, dahası, sorularınıza yenilerini ekleyebilir.

Bir alıntı: "Hayy, etrafındaki tüm hayvanlara baktı ve gördü ki hepsi kıl, yün ya da envaiçeşit tüyle üzerlerini örtmekteler; gördü ki pek bir çevikler, kuvvetle atılabilmekteler ve saldırganlardan kendilerini korumak için boynuzlar, dişler, toynaklar, tırnaklar ve pençeler gibi silahla donanmışlar. Sonra dönüp kendine baktı.  Gördü ki büsbütün çıplak ve silahtan yoksundu." (s.26).

  • 1